14 Eylül 2016 Çarşamba

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ - 5 (HİTİT DÖNEMİ)


Hititler Anadolu'da ilk büyük imparatorluğu kuran halktır. Asur Ticaret Kolonileri Çağının sonuna doğru MÖ 1750 yıllarında Pithana'nın oğlu Anitta şehir devletlerini birleştirerek merkezi Hitit Krallığını kurmuştur.
Çağında Ortadoğu'nun en güçlü üç imparatorluğundan biri olan Hititler, tarihin ilk yazılı barış anlaşmasını yapan ülkelerden bir tanesidir. Bu anlaşma, Kadeş Savaşı sonrası Mısır ile Hititler arasında MÖ 1275 yıllarında yapılmıştır.
Asur'lular Anadolu'dan ayrıldıktan sonra I. Hattuşili, (Hattuşalı anlamına gelir) başkenti Kayseri yakınlarındaki Kültepe Höyüğünde bulunan Kaniş'ten (Neşa), Hattuşa'ya (Çorum yakınlarındaki Boğazköy) taşımıştır. Anadolu'daki bu özgün imparatorluk 550 yıl sonra yıkılana kadar parlak ve özgün bir uygarlık olarak hüküm sürmüştür.


Hattuşa'daki Kral kapısının içeriden görünüşü...
Kapının solundaki tanrı kabartmasının aslı
Çorum Müzesi'nde kopyası Anadolu
Medeniyetleri Müzesi'nde bulunuyor.

Hitit Döneminde damga ve silindir mühürler daha da gelişti... 


Aşağıdaki fotoğrafta görülen büyük vazo bulunduğu yer nedeniyle İnandık Vazosu olarak adlandırılmıştır. Üzerindeki dört bölümde kabartma motiflerle bir düğün töreninden sahneler bulunmaktadır.



İnandık Vazosu'ndan çalgıcıların görüldüğü bir detay...

Bin tanrılı krallık diye anılan Hititler'de metal ve pişmiş topraktan tanrı heykelcikleri çok yaygındı. Ayrıca kayalara, toprak kaplara, tapınak duvarlarına kabartma tanrı tasvirleri yapılırdı. Aşağıda müzede sergilenen örnekleri görüyorsunuz.
   



Aşağıda aynı zamanda baş tanrı olan Fırtına Tanrısı Teşup'un iki boğasını temsil eden törensel kaplar...

Teşup'un kutsal boğaları Hurri ve Şerri Hitit sanatında çok işlenen konulardır.
Kutsal boğalar gece ve gündüzü temsil eder. 

Hitit seramik sanatından bazı örnekler:








12 Eylül 2016 Pazartesi

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ - 4 (ASUR TİCARET KOLONİLERİ ÇAĞI)


Asur Ticaret Kolonileri Çağı Anadolu için tarihin başladığı çağ olarak anılır. O çağda Anadolu, geç Hatti şehir krallıklarının hüküm sürdüğü bir yerdi. Asurlular İÖ 1950 yıllarında (İÖ 20. YY) Anadolu'da geniş bir ticaret ağı kurdular. Bu Anadolu'yu yazıyla tanıştırdı ve Anadolu'nun yazılı tarihini başlattı.

Bkn: http://tarihtenfotograflar.blogspot.com.tr/2012/08/anadolu-tarihinin-basladg-yer-kanis.html

Asur ile Kaniş arasındaki anlaşma metni... Çivi yazısı...


Eşek kervanlarıyla getirdikleri kalay, dokuma, kumaş, koku ve süs eşyasını satıp, karşılığında altın - gümüş eşyalar alan bu barışçı insanlar, kentlerin yakınlarında kurdukları pazarlarda (karum) yerleştiler. Kent yöneticilerine vergi veren ve ekonomiyi canlandıran Asurlu Tüccarlar karşılığında korunma sağladılar. Anadolu'da 20 kadar karum içinde en ünlüsü, Kayseri'ye 20 km mesafedeki Kültepe'de yer alan Kaniş kentinin, eteklerindeki Kaniş Karumudur.

Çivi yazısı dışında halkın anlayacağı  resimli yazı olan Hiyeroglif de bu dönem kullanılmaya başlandı.


Müzenin bu bölümünde Kaniş-Karum'u günlük yaşamından
ilgi çekici interaktif bir gösteri sunuluyor. 


Anadoludaki 20 kadar Asur Ticaret Kolonisi Kaniş Kenti Karum'una bağlıydı.














Asur Ticaret Kolonileri çağı, Anadolu'da Orta Tunç Çağına karşılık gelmektedir. Bu dönem aynı zamanda Hititlerin ortaya çıktığı çağdır. 

Bu çağda, Asur ülkesinden gelen silindir
ve damga mühürler de yaygınlaşmıştır.
Asurlu tüccarlarca getirilmiş ve
Kültepe'de bulunmuş bir deniz kabuğu...

Bu çağda toprak kaplarda çömlekçi çarkı yaygınlaşmış, toprak eşyaların kalitesi ve şıklığı artmıştır. Gaga ağızlı testiler, çok kulplu kaplar, çaydanlıklar krem zemin üzerine kırmızı, siyah ve kahve renkli geometrik desenlerle süslenmiştir.

Dönemi yansıtan çeşitli eşyalar...

Döküm balta ve kalıbı...





























Kabartmalı, çok kulplu büyük bir kap
Kültepe'de bulunan eşyalar Asur Tüccarlarının, ticari mallar dışında yazının, mühürlerin, ticari kuralların ve kültürlerin de paylaşılıp gelişmesine katkı sağladıklarını gösterir. 

Sandal biçimli törensel kap... Sümer uygarlığına ait dini ritüellerde kullanılan
kutsal sandalı temsil ediyor.










 





9 Eylül 2016 Cuma

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ 3 (ERKEN TUNÇ ÇAĞI)


Anadolu Medeniyetleri Müzesinde Kalkolitik Çağı bir adım geçtiğinizde Erken Tunç Çağı'na adım atıveriyorsunuz. Erken Tunç Çağı günümüzden 5000 yıl önce yani MÖ IV bin yılın sonları ile MÖ III. bin yılın başlarında ortaya çıkmış. Kalkolitik çağda kullanılan bakıra, kalay metali eklenerek daha sert ve dayanıklı olan tunç elde edilmiş. Tunç eşyalar, silahlar ve kaplar insan yaşamını biraz daha kolaylaştırmış olmalı. Bu metal alaşımı insanlık tarihinde yeni bir çağa adını vermiş.

Erken Tunç Çağı'nda madencilik önemli bir meslek olmuştu. Müzede döküm yapan, maden eriten ve döven Tunç Çağı insanları canlandırılmış.

Erken Tunç Çağı insanları, çevresi surlarla çevrilmiş kentlerde yerleşmeye başlamıştır. Taş temelleri olan kerpiç evlerde barınan bu insanlar tarım ve hayvancılık dışında madencilik ve ticaret de yapmaya başlamışlardır.

Üstte topuz ve kabza, ortada altın bir kolye, sağ ortada
altın kadeh ve kaplar, altta stilize tanrıça figürleri,
sağ altta altın kabzalı demir hançer...
Vücut elektrum, baş ve
süslemeler altından
yapılmış.

Çağa adını vermesine karşın, o çağda işlenen tek metal bir kalay-bakır alaşımı olan tunç değildi. İnsanlar bakır, altın gümüş, altın-gümüş alaşımı olan elektrum ve demiri işleyebiliyorlardı. Yukarıda soldaki fotoğrafta çeşitli madencilik ürünlerini gösteren bir kolaj görüyorsunuz. Sağdaki kadın heykelciği ise altın ve elektrum kullanılarak yapılmıştır.


Tarih kitaplarını süsleyen ünlü Güneş Kursu


Erken Tunç Çağı'nın Anadolu'daki en önemli merkezi olan Alacahöyük mezarlarında çok görülen ölü hediyelerinden biri de Kutsal Güneş Kursudur. Ayrıca yine dinsel amaçlarla yapılmış geyik, boğa ve tanrıça heykelcikleri de bu çağa ait bulgulardır.

Ortada geyik, iki yanda boğa figürlerinin bulunduğu bu güneş kursu da çok tanınır. 
Bir zamanlar Ankara Kentinin simgesi olarak bu Güneş Kursları kullanılıyordu.
(Bu günkü amblemi düşünürsek yöneticilerin estetik anlayışının Erken Tunç Çağına
göre ne kadar ileri (!) olduğunu görürüz.) 

as






Erken Tunç Çağı'nda madencilik gelişirken çömlekçilik daha basit kalmıştır. Madenden yapılan kapların çok artmış olmasının, pişmiş toprak kapların gelişimini engellemiş olduğu düşünülüyor. Toprak kaplar, elde yapılmış çoğu boyasız yada geometrik kazıma ve boyamalı kaplardır.

Erken Tunç Çağı seramiğine bir örnek...
Elde yapılmış boyanmamış ama bir yüz şekli verilmiş toprak kap.












8 Eylül 2016 Perşembe

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ 2 (PALEOLİTİK - NEOLİTİK - KALKOLİTİK ÇAĞLAR)


Müzenin eskiden Mahmutpaşa Bedesteni olan teşhir salonlarına girdiğinizde yeni düzenlemeye göre sola saparak eskiden yeniye doğru seyahate başlıyorsunuz. İlk olarak Paleolitik çağdan taş aletler sergileniyor. Odun saplara takılarak canlandırılmış baltalar, yontularak keskinleştirilmiş çakmak taşları...  İnsanlık tarihinin % 99 luk bölümünün yaşandığı neredeyse 2 milyon yıllık bir dönemden kalanlar.



Tarihte yolculuk için ilerleyince, köşede bir Çatalhötük evi rekonstrüksiyonu görüyorsunuz. Bu evlerde kapı ile baca aynıdır. Tepedeki bir açıklık... Oradan eve iniliyor. Ocak, oturmak ve yatmak için sekiler, duvarlarda sıva üzeri günlük yaşamdan sahneler içeren resimler, kutsal boğa başları, duvarlarda nişler, gündelik eşyalar ile tipik bir neolitik çağ evi canlandırılmış.




Neolitik çağda ölenler evlerinden ayrılmıyorlardı. Sekilerin altına gömülüyorlar ve evde yaşam devam ediyordu. Şimdi kulağımıza çok kötü gelse de o zaman Çatalhöyük'de adet böyleydi. Üstte ev sahibinin büyüklerinden birinin iskeleti görülüyor. (Elbette üstü fotoğrafta görüldüğü gibi açık değildi.)


Duvar sıvasına işlenmiş av sahnesi...
Koca bir geyiği avlayan insanlar...

İki leopar arasına oturmuş ünlü ana tanrıça figürü...
Doğurganlığı ve bereketi temsil ettiği düşünülüyor.

Neolitik çağda taş aletler daha da gelişti ve çeşitlendi. Aşağıda kemikten sapları olan bıçaklar ve obsidien balta, bıçak ve ok uçları görülüyor.


Neolitik çağda yerleşim ve tarım başladı. Aletler de buna yönelik olarak geliştiler. Yanda kemik bir sapa takılmış obsidiyen (volkan camı) parçalarından yapılmış bir orak.


Kalkolitik çağda taş aletler dışında bakır metali de kullanılmaya başlandı.

İlk toprak kaplar bulunduktan sonra onları pişirmek ve boyayarak süslemeyi akıl etmek pek de uzun sürmedi.


Tanrıça figürinleri..

Leopar desenli duvar süslemesi...







7 Eylül 2016 Çarşamba

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ 1 (GENEL)


Türkiye'nin en önemli müzelerinden biridir. Osman Hamdi Bey'in kurduğu ilk müze olan İstanbul  Arkeoloji Müzesi'inden (Müze-i Hümayün 13 Haziran 1891)  30 yıl sonra Kültür Müdürü Mübarek Galip Bey tarafından 1921 yılında Ankara Kalesi'nin Akkale Burcu'nda kurulmuştur. Cumhuriyetten 2 yıl daha yaşlıdır. 
Bu büyük müzeyi birkaç bölümde tanıtmaya çalışacağım...

Müzenin Amblemi



Anadolu Medeniyetleri Müzesi bir "Eti" müzesi olarak düşünülmüş ve Anadolu'daki Hitit eserleri Ankara'ya toplanmaya başlamıştır. Akkaya burcu yetersiz kalınca harap haldeki Mahmutpaşa Bedesteni ve Kurşunlu Han binaları bu iş için ayrılmıştır. 30 yıl süren restorasyonu sırasında (1938-1968) müzebölüm bölüm bu günkü binasına taşınmıştır. 1940 yılında ilk salon ziyarete açılmıştır.

Bu gün Kurşunlu Han idari bürolar, atölyeler, konferans salonu, araştırmacı büroları, kütüphane olarak kullanılmakta, Mahmutpaşa Bedesteni ise teşhir salonları olarak hizmet vermektedir. 
2010-2014 yılları arasında yarılan çalışmayla müze, paleolitik çağdan başlayarak kronolojik bir düzenleme ile ziyarete açılmıştır. Ayrıca eski bedestenin orta bölümünde taş eserler salonu ve alt katta klasik dönem ve Ankara buluntular salonu düzenlenmiştir.


Aslan kabartmalı heykel kaidesi 
Teşhir salonları dışında açık kemerler altında ve bahçede de değişik dönemlere ait birçok önemli tarihi eser sergilenmektedir.

Geç Hitit insan kabartması


Hitit Hiyogralifli kitabe
Geç Hitit Dönemi
kral heykeli 
Tanrı Kabartması


Konya Beyşehir Fasıllar Köyü'ndeki
Hitit Anıtının Birebir kopyası
Müzenin bahçesinde sergileniyor.