Höyükler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Höyükler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2021 Cuma

Diyarbakır İçkale

 Diyarbakır'ın muhteşem surlarının, tepeden Dicle Nehrine ve  Hevsel Bahçelerine bakan kısmında iç kale yer alır. Surların içinde ayrıca surlarla ayrılmış, 19 adet burçla berkitilmiş içkalede bulunan Amidi Höyük kentin ilk yerleşimidir. Amed, MÖ 6100 yılından bu yana 8000 yıldır insan yerleşimi olan bir kenttir. Diyarbakır'ın ilk adı içkaledeki  Amida Höyük'ten gelmektedir. Amida, Ameda adı ilk kaz Asur belgelerinde ortaya çıkmıştır. Şehrin adı kürtçe Amed, Zazaca Diyarbekir olarak geçer. Diyarbekir Arapça Diyar -ı Bekr'den (Bekr aşiretinin ülkesi) gelir. Cumhuriyet döneminde ad değiştirme furyası içinde resmi ad olarak Diyarbakır diye değiştirilmiştir.



İçkale bugün içinde Arkeoloji Müzesi, Artuklu sarayı kalıntıları, Taş Eserler Müzesi, Kafeterya, eski cezaevi, Saint George Kilisesi, Sanat Galerisi, Kongre Merkezi, halka açık park ve  dinlenme yerleri, İçkale (Hazreti Süleyman ) Camisinin yer aldığı tarihi bir yerdir.
Müze bahçesinden iç kale


Taş eserlerden ünlü aslan ve boğa heykeli

İçkale, Diyarbakır'ın 8000 yıllık yönetim merkezidir. Şehirde hüküm süren Hurriler Urartu, Pers, Selaukos, Roma, Arap, Mervani, Selçuklu, Osmanlı uygarlıkları hatta Cumhuriyet döneminde burası kullanılmıştır.


Müze Kafeterya


Müze kafeteryasından Dicle Vadisi ve 
Hevsel Bahçeleri










İçkale Hazreti Süleyman Camii ve minaresi




Diyarbakır eski cezaevi. 










25 Ekim 2021 Pazartesi

Aslantepe Höyüğü - Malatya



Bu yılın (2021) temmuz ayında, Çin'de toplanan UNESCO 44. Dünya Miras Komitesi, Aslantepe Höyüğü'nün Dünya Mirası Kalıcı Listesine kaydedilmesini kararlaştırdı. Bu, Türkiye'de listeye kayıtlı 19. varlık oldu. 

Aslantepe Höyüğü MÖ 6. bin yıldan kalma yani yaklaşık 7000-7500 yıllık bir yerleşim yeri. Burada kalkolitik dönemden geç Roma dönemine kadar insan yerleşimi olduğu biliniyor. Bizans döneminde de nekropol olarak kullanılmış.


Aslantepe Höyüğü Malatya Battalgazi ilçesinde, Fırat Nehri'nin 12 km batısında bulunuyor. Yüksekliği 30 metre. Kazılara 1930 yılında, geç Hitit dönemi katmanından başlanmış ve ilk olarak iki aslan kabartması ile bir kral heykeli bulunmuştur. Höyük, Aslantepe adını bulunan bu iki aslana borçludur.




 

Aslanlar ve gülümseyen, tombul yanaklı, sevimli kral heykeli Ankara'da Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmekte olup kopyaları höyük girişinde ziyaretçileri karşılamaktadır.




Aslantepe Höyüğü'nün önemi, burada yazının bulunmasından ve devletli toplumların ortaya çıkmasından önce, kendine özgü bir bürokrasi ve aristokrasinin geliştiği süreçleri işaret eden en eski bulgulara rastlanmasıdır. Bazılarına göre bir bakıma ilk şehir devleti olmasıdır.

Gülümseyen suratıyla bizi karşılayan babacan kral.

Höyüğün büyük bir bölümü henüz kazılmamıştır. Kazılan kısmında, MÖ 3600-3500 yıllarına tarihlenen bir tapınak ile MÖ 3300-3000 yıllarına tarihlenen kerpiçten bir sarayın kalıntılarına ulaşılmıştır. O zamanlar saraylar bile kerpiçten yapılmaktaydı. :)

Sarayın bir çok odası, yiyeceklerin saklandığı çeşitli depolar ve farklı bölümleri dışında duvar resimleri ve geometrik desenlerle süslü uzun bir koridoru bulunmaktadır. Aşağıdaki dört fotoğrafta koridoru ve duvar resimleriyle geometrik sıva bezemeleriyle süslenmiş duvarlarını görüyorsunuz.









Aslantepe Höyüğü'nden çıkarılan buluntular Malatya Arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. Bunlar arasında arsenik-bakır alaşımlı gümüş saplı bir kılıç, hançerler, pişmiş topraktan çeşitli kaplar bulunmaktadır.






Uzun insan yerleşimi yaşamı boyunca istilalar, belki ayaklanmalar, yangınlar geçiren Aslantepe, MÖ 2000 yıllarında Melidia-Meliddu  adında surlarla çevrili tipik bir geç Hitit Kenti olmuştur. MÖ 712 yıllarındaki Asur istilasından sonra bir süre terk edilmiş MS 5.-6. yüzyıllarda küçük bir Roma köyü döneminden sonra Bizans döneminde nekropol (mezarlık) olarak kullanılmıştır.

MÖ 2900 yılına tarihlenen kral mezarı. İçindeki zengin
mezar hediyeleri ve mezar kapağının üzerinde kurban
edilmiş dört insana ait iskeletler, kral mezarı olduğunu gösteriyor.

 








Aslantepe, böyle sulak verimli bir bölgede olmanın 
avantajıyla bin yıllarca insanların yerleşim yeri olmuştur.














Kazı işçileri...
Bana söz verdiler, iyi çalışacak, güzel kazacak
eşsiz eserler bulacaklar. :)


23 Aralık 2019 Pazartesi

GÖBEKLİTEPE - Tarih Bilgimizi Sorgulatan Gizemli Alan




Mezopotamya insanlık tarihinde çok önemli bir yer tutar. İnsanlığın tarıma ve yerleşik yaşama başladığı, hayvanları evcilleştirdiği, dini inanç ve düşüncelerin toplumsal yaşamda yerini aldığı, en eski uygarlıkların kurulup yıkıldığı, yazının bulunduğu ve daha birçok ilklerin yaşandığı bölgedir burası.
Kuzey Mezopotamya'da yer alan büyük illerimizden biri olan Şanlıurfa'ya 15 km uzaklıkta, geniş Harran Ovasının sonunda, ona tepeden bakan ve ovanın her yerinden görülebilen tepelerden birinde tarihi bilgi ve tahminlerimizi alt üst eden bir yer keşfedildi.
Göbeklitepe olarak bilinen bu yer 66 yıl önce arkeolojik alan olarak tespit edilmiş. Buna karşın önemi uzun yıllar anlaşılamamıştır. Alman Arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt tarafından 1995 yılında başlatılan kazılar durumu değiştirdi. Kazıda bulunanların yaşının MÖ 10 000 yılına kadar yani 12 000 yıl önceye tarihlenmesi arkeoloji ve ilgili bilim çevrelerinde bir deprem etkisi yarattı.




(Bu vesileyle 2014 yılında genç yaşta hayata veda eden sayın Prof. Dr. Klaus Schmidt'i saygıyla anıyorum.)






Neolitik çağ hakkında bilgilerimize göre, insanlar buz çağlarının sonuncusunun bitmesiyle tarıma ve hayvancılığa başlamış. Evler, köyler kurarak yerleşik yaşama geçmişlerdi. Oysa Göbeklitepe'de bu yapıları 12000 yıl önceden başlayarak inşa edenler daha eski bir üretim tarzı içindeydi. Bu insanlar yerleşik değil göçebe avcı-toplayıcılardı. Bu dönemde böylesine büyük bir yapının inşa edilebilmesi düşünülemiyordu.


Yapımlarının böylesine eski olduğu anlaşılınca zihinlerde bir çok soru uçuşmaya başladı:

Neden yaptılar? Az sayıda bireyin yer aldığı o yıllarda ortalama 40 kişi olduğu düşünülen küçük topluluklar, gerekli insan gücünü nasıl sağladı? Çeşitli topluluklar arası işbirliği nasıl sağlanabildi? İş bölümü yapıldı mı? 40 - 60 tonluk taşları kesmeyi nasıl becerdiler? Bu kadar ağır taşları nasıl taşıdılar, nasıl diktiler? Bir kült merkezi olması kuvvetle muhtemel yapılarda nasıl ritüeller uygulandı? Yaklaşık MÖ 10. ve 8. yüzyıl arası (1400 yıl olduğu tahmin ediliyor) bilindiği kadar 20 adet bina yapıldıktan sonra neden toprakla örtülüp terk edildiler? Bütün bu ve tabii daha teknik bir çok soru henüz cevaplanmayı bekliyor. Soruların belki de tamamı bilimsel olarak çözülemeyecek ama şimdilik kaydı ile tarihin en eski dini merkezi ile karşı karşıyayız.

Göbeklitepe, ören yerine giden yol ve çevresi...
Göbeklitepe'de bu güne kadar 6 yapı ortaya çıkarılmıştır. Jeomanyetik çalışmalar toprak altında başka yapılar olduğunu, tapınakların sayısının 20 kadar olduğunu gösteriyor. Şu anda ilk bulunan yapılardan bazıları büyük bir şemsiye yapısıyla korunmaktadır. Ziyaretçiler yapıları çevresindeki gezinti yolundan izlemektedir.

Göbeklitepe, 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine alınmış, 2019 ise Göbeklitepe yılı olarak ilan edilmiştir.





Ören yerinde idari ve ziyaretçi merkezi bulunuyor. Burada Göbeklitepe hakkında bilgiler verilen tabelaların olduğu, projeksiyon gösterilerinin yapıldığı, bazı buluntuların benzerlerinin sergilendiği, hatıra eşyalarının satıldığı mekanlar var.
Merkezde tapınakların o çağdaki durumunu gösteren maketler ve o çağdaki yaşamı canlandıran video gösterileri zihin açıcı olmuş.

Video gösterisinden iki sahne.


Tapınakların o çağlardaki hallerini gösteren maket.

Aslı Müzede olan kabartma
motifli bir sütun
Dikilitaşların üzerindeki kabartma motifler

Göbeklitepe Tapınaklarının ana taşıyıcıları T şeklinde yontulmuş kireçtaşından yontulmuş büyük dikilitaşlardır. Taban temizlenip düzeltilmiş ve dikili taşların oturacağı oyuklar kazılmıştır. Daire şeklinde aralıklı dizilmiş küçük dikilitaşların arasına duvar örülmüştür. Dairenin ortasına daha büyük iki dikili taş yerleştirilmiştir.
Dikilitaşların ağırlığı 40 ile 60 ton arasında değişiyor. Her birinin üzerinde 20 değişik türde hayvana ait kabartmalar, değişik motifler ve işaretler yapılmış. T şeklindeki dikili taşların insanı sembolize ettiği düşünülüyor.



Ören yeri girişinde düzeltilmiş ve ortasında iki büyük çukur bulunan bir alan göze çarpar. Aşağıdaki fotoğrafta görülen bu alanın T şeklindeki dikili taşları ve duvarları yok olmuş bir başka yapının temeli olduğu anlaşılmıştır.



Harran Ovasının en görünür yerinde yer alan bu yapıların bulunduğu yerde çağımıza ait bir dilek ağacı ve ziyaret yeri bulunmakta. 


Yukarıda fotoğrafı görülen karadut ağacı yılardır altındaki dünyanın şimdilik bilinen en eski kutsal yapısını işaret ediyordu. İnsanlar binlerce yıl önce yapılmış kutsal alanlar üzerinde dertlerine deva aramayı sürdürüyor olabilir mi? Cumhuriyet yazarı, tarihi eserler konusunda uzman gazeteci Özgen Acar'ın Göbeklitepe'nin keşfini anlattığı öykü tadındaki yazısını aşağıdaki linkten okumanızı tavsiye ederim.


Evrim Ağacı'nın bu konudaki videosunu izlemenizi de öneririm.


28 Mart 2018 Çarşamba

MİDAS TÜMÜLÜSÜ (yoksa GORDİOS TÜMÜLÜSÜ mü?)


Tümülüsler Anadolu Uygarlıklarından özellikle Lidya (Bin Tepeler) ve Frig Krallıklarında görülen bir ölü gömme şeklidir. Elbette bunlar krallar, asiller ve zenginlerin mezarlarıdır. Türkçede höyük (hüyük) veya kurgan da denir. Kısaca bir mezar üzerine mezarı koruma ve yüceltme amacıyla yığma taş-toprakla yapılmış yapay tepeciklerdir. Tümülüs geleneğinin, bu topraklara MÖ 1200 yıllarında deniz yoluyla Anadolu'ya göçen Friglerle birlikte geldiği düşünülmektedir.Anadolu tümülüslerinden en büyüğü Lidya kralı II. Alyattes'e ait Salihli Bintepeler'de yer alan 355 metre çapında 69 metre yüksekliğindeki Alyettes tümülüsüdür.


Yukarıda fotoğrafı görülen Midas Tümülüsü adı verilmiş tümülüs ise 2. sırada yer alır. Ankara'nın Polatlı İlçesi'ne bağlı Yassıhöyük köyündedir. 300 metre çapında ve 53 metre yüksekliğindedir. Çevresinde seksenden fazla irili ufaklı tümülüs bulunur. İlk başta tümülüs içinde Frigyanın efsanevi kralı Midas'ın mezarının yer aldığı düşünülmüş ve öyle adlandırılmışsa da tarihsel olarak Frig devletinin yıkılması sırasında ölen Midas için böyle bir anıt yapılamayacağı mantığıyla tümülüsteki mezarın bir önceki kral olan ve başkente de adını vermiş olan Gordios'a ait olması daha olasıdır.
Günümüzde tümülüs içine tam ortasına kadar bir dehliz açılmıştır. Böylece ziyaretçiler mezar odasına kadar girebilmektedir.

Tümülüse açılan kapı.


Mezar odasına giden dehliz.


 Mezar odası 1957 yılında yapılan kazılarla açıldığında ahşap oyma masa ve panolar bronz kazanlar, yüzlerce bronz kap ve yüzlerce fibula gibi zengin ölü hediyeleri yanında bir tahta kerevet üzerinde 60 yaşlarında kısa boylu bir adamın (1,59 m) iskeleti bulunmuştur. İskeletin Kral Gordios'a ait olduğu sanılmaktadır. 


Yukarıda tümülüsten çıkarılmış ahşap pano ve oymalı sehpa görülüyor. Bu eserler Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.

Mezar odası...
Mezar odası 30 metrekare genişliğinde ve 3 metreden daha yüksektir. Frigler'de mezar odaları, ardıç ve çam kalaslardan yapılmış duvarlarla çevrilidir. Bu duvarların dışında küçük taşlarla doldurulmuş bir boşluk bırakılmış ve çevresine kaba taşlarla bir koruyucu duvar örülmüştür.

Mezar odasının modeli. (Gordion Müzesi)

Mezar odasının eğimli tavanının üstü taş duvarlara uzatılmış kalaslar ile kapatılmış sonra üzerine öncelikle 4-5 m kalınlığında kil tabakası serilmiştir. Sonra da taş ve toprak yığılarak şu an yüksekliği 53 metre olan yapay tepe yapılmıştır. Böylelikle tümülüs doğa koşullarına ve mezar hırsızlarına karşı 27 asır dayanmış , içindeki hazineleri ve tabii tarihsel bilgileri günümüze getirebilmiştir. 



30 Mart 2016 Çarşamba

AŞIKLIHÖYÜK

Aksaray'ın en önemli tarihi yerlerinden biri de Aşıklıhöyük'tür. Ayrıca en eski insan yerleşimlerinden bir tanesidir. İlk olarak MÖ 9. binyıla tarihlenen ve bin yıl sürekli iskan edilmiş bu yerleşim, insanlık tarihi açısından da son derece önemlidir.

Melendiz Çayı ve Kızılkaya Köyü'nün Aşıklıhöyük'ten görünüşü...

Höyük, ülkenin turizm açısından en gelişmiş bölgelerinden Kapadokya Bölgesinin içinde yer almaktadır. Aksaray il merkezinin 25 km doğusunda, Melendiz Çayının kıyısında ve Kızılkaya Köyü'nün yakınındadır. Bildiğiniz gibi Melendiz Çayı Hasan Dağı'ndan doğarak Tuz Gölüne doğru akarken tarihi ve doğal bir harika olan Ihlara Vadisi'nden geçer.

Aşıklı Höyük, insanlığın ilk yerleşimlerinden biri olması ve yerleşimin çok uzun sürmesi nedeniyle teknolojik, sosyal gelişme, geçinme, barınma ve beslenme alışkanlıkların incelenmesi açısından olanaklar sunmaktadır. Arkeologlar yerleşimcilerin avcı ve toplayıcılıktan tarım ve hayvancılığa geçiş döneminde olduğunu belirtiyorlar. Buluntular avcılık ve toplayıcılık dışında tahıl yetiştiriciliği ve hayvanların evcilleştirilmesi ipuçlarını vermektedir.

Kazı çalışmaları...
http://arkeolojihaber.net/2014/07/29/kapadokyanin-11-bin-yillik-koyunde-kazilar-25-yilinda/
sayfasından alıntıdır...

Sezon bitince kazı alanı tamamen örtülmüş.

Kazı alanında 2012 yılında yapımına başlanmış,
koruma çatısı
.
















Aşıklıhöyük'ün 11 bin yıl önceki ilk sakinleri, yarısı toprağa gömülü, oval planlı evlerde yaşıyorlarken MÖ 8000 yıllarında Aşıklıhöyük evleri, dörtken planlı, bir, iki ve nadiren üç odalı bitişik nizam konutlar haline gelmişti. Girişler aynı zamanda baca ve pencere görevini de gören kapılarla evin damından yapılıyordu. Evin içinde ocak, oturulup üzerine yatılan sekiler vardı. Kerpiçten yapılmış duvarları ve tabanı sıvalıydı. Ölüler evlerin tabanlarına, sekilerin altına gömülüyordu.



Kazı ekibi MÖ 8000 yılındaki teknikleri uygulayarak Aşıklıhöyük evlerinin birkaç kopyasını yapmış.



Evin kapısına çıkan merdiven ve evin ortadireği
Evin damı ağaç gövdeleri hasır ve üzerinde
sıkıştırılmış toprak ile örtülüyordu.


Neolitik evlerin dışarıdan görünüşü


















Evlerin bitişik nizam yapılması güvenlik, izolasyon ve
 sosyal ilişki açısından yararlı görülmüş olmalı...





















Günümüzden 10 bin yıl öncesinin tekniğiyle yapılmış bu evler gezenleri heyecanlandırıp bilgilendirirken yapım aşamasında arkeolog ve öğrenciler açısından bilimsel deney olarak yararlı olmuştur.

10 000 yıllık tuvalet tabelasında Neolitik kişilikler
Fred ve eşi Wilma Çakmaktaş'ın kullanılması çok sevimli olmuş.
 

Aşağıdaki linklerden daha geniş bilimsel bilgilere ulaşabilirsiniz.
http://www.asiklihoyuk.org/
http://arkeolojihaber.net/2014/07/29/kapadokyanin-11-bin-yillik-koyunde-kazilar-25-yilinda/

2017 YENİ FOTOĞRAFLAR:
2017 Yılında Yeniden uğradığım Aşıklı Höyük'te yeni çalışmaları fotoğrafladım. Onları buraya eklemek gerektiğini düşündüm.


Aşıklı Höyük ilk yerleşiminde evler oval yapıdaydı ve toprağa gömülüydü. Daha sonra dikdörtgen-kare planlı evler görüldü. Yeni yapılan bu kopyalarda ilk yerleşim sırasındaki evler yeniden inşa edilmiş. Aşıklı Höyük, Orta Anadolu kerpiç evlerinin ilk örneklerinin görüldüğü yerlerden biridir. 

   
Ölüler yaşadıkları evin içine gömülüyordu. Solda Aşıklı Höyük'te planı ve boyutlarıyla orjinaline uygun olarak yeniden yapılmış evlerden birinde yer alan mezar görülüyor. Sağda Melendiz Çayı tarafındaki tabakalar...


En alt tabakada yer alan eserler en eski çağa ait. Kazıda bir evin oval duvarı ortaya çıkarılmış.


Aşıklı Höyük'ün özel amaçlı yapılarını korumak ve sergilemek üzere dizayn edilmiş korugan altındaki 10 bin yıllık kerpiç kalıntıları koruyor.



Aşıklı Höyük halkının MÖ 8000 yıllarının ortasında inançları doğrultusunda tören ve kutlamalar yaptığı "T" binası...  Bu bina konut olarak kullanılan binalarda görülmeyen kireç sıva ile sıvanmıştır. Duvarları kırmızı ve tabanı sarı renkle boyanmıştır. Direk yerleri, sekisi, anıtsal bir fırını ve kanalları bulunmaktadır.
Aşıklı Höyük'ün 1000 yıl süreyle kullanıldığı düşünülüyor. Bu nedenle koruganın içinde yer alan binanın tabanının 300 kez yenilenmiş olması şaşırtıcı gelmiyor.