efsane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
efsane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2022 Cumartesi

Eshab-ı Kehf Mağarası Tarsus - Mersin

 Yedi Uyuyanlar Efsanesini duymuş olmalısınız. İngilizcesi seven Sleepers olarak bilinir. Kısaca anlatacak olursak hikaye 2. yüzyılda pagan (putperest) bir hükümdarın İsa'nın dinini terk etmemelerini istediği aksi halde idam etmekle tehdit ettiği 6 Hristiyan gencin kıssasıdır. Hükümdar infazdan bir gün önce düşünmeleri için süre verir. Gençler dinlerini terk etmez ve şehirden kaçarlar. Kırda karşılaştıkları bir çobana durumu anlatırlar. Onu Hristiyan yapar ve yardımını isterler. Çoban, sadık köpeği Kıtmir'i de yanlarına alarak onları bir mağaraya götürür. Mağaraya giren 7 mümin ve köpekleri derin bir uykuya dalar. Bu derin uyku tam 309 yıl sürer. Sonunda uyandıklarında bu üç asırlık uykunun yalnız bir gece sürdüğünü sanırlar. Acıktıkları için içlerinden birini eline bir gümüş para vererek yiyecek almaya gönderirler. Alış veriş sonrası uzattığı para çoktan tedavülden kalkmıştır. Artık Roma İmparatorluğu hristiyanlığı kabul etmiş, tehlike geçmiştir. Durum açıklığa kavuştuğunda bu olay bir mucize kabul edilir.


7 Uyuyanlar'ın her biri bir Hristiyan azizidir. Adları da Maximilian, Lamblicus, Martinian, John, Dionysus, Exacustodianus ve Antoninus'tur. Arap ve islam kaynaklarında ise adları Yemliha, Makselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefestataynuş; tüm grubun adı da Eshab-ı Kehf olarak geçer. Eshab-ı Kehf arapçadır ve mağara sahipleri anlamına gelir. 

Dünya çapında 33 ya da 34 mağara efsanenin mekanı olmaya taliptir. Türkiye'de bu konuda kıyasıya mücadele içinde olan 4 mağara var; İzmir - Efes, Maraş - Afşin, Mersin - Tarsus ve Diyarbakır - Lice... Ben ilk üçüne gidip fotoğrafladım ve bloguma ekledim. Aşağıdaki bağlantılara tıklayarak gidebilirsiniz.



Eshab-ı kehf camisi
  









 

Eski minare kısa gelmiş olacak ki
yanına üç şerefeli bir tane daha
eklenmiş.

 

 


 Ziyaret olarak düzenlenmiş mağara çevresinde bir cami, çeşmeler, dinlenme-piknik alanları, turistik dükkanlar yapılmış. Tabii turistik binek hayvanımız, güzel suratı, vakur bakışlarıyla devemiz, sakin sakin binicilerini bekliyor...  Çevrenin gayet düzenli ve temiz olduğunu (en azından ben oradayken ) gözlemlediğimi sevinerek belirteyim.


Caminin son cemaat yeri ve içi. Sanırım çok yeni yapılmış
veya yeni bakım görmüş..


Eshab-ı Kehf hikayesi Kur'an'da yer alır. Kur'an'ın 114. sûresinde 9. ayetten 27. ayete kadar 18 ayette oldukça ayrıntılı ve ders verici bir şekilde anlatılmıştır. Uyku süresi 309 yıl olarak net verilmesine karşın grubun sayısı için kesin rakam verilmemiş 3, 5, 7 olabileceği yazılmıştır. Köpek Kıtmir ise ayetlerde mağaranın kapısının önünde uyuduğu ve korkutuculuğu belirtilerek anlatılmıştır. 

Tarsus Belediyesi ayet meallerini ve hikayeyi parlak metal levhalara kazıyarak tesislere asmıştır. 



Eshab-ı Kehf'in içinde 3 asır ve 9 yıl geçirdiği söylenen mağara, Toros Dağlarının eteklerinde  yaygın olarsak rastlanan jeolojik yapılardan biridir.  Toros Dağları çok büyük oranda kalker mineralinden meydana gelmiştir. Kalker mineralinde % 90 oranında bulunan kalsiyum karbonat (CaCO3), asidik yağmur suları tarafından eritilerek çeşitli yer altı ve üstü oluşumları meydana getirir. Bunlardan biri de mağaradır.

Mağara girişinin hemen başında yukarıya açılmış büyük doğal bir delik yer alıyor.

Mağaradaki kalker kayalar ziyaretçilerin dokunuşları ile adeta cilalanmış...

Belediye mağarayı bir ziyaret yeri olarak düzenlemiş. Zemin betonla düzeltilmiş, demir korkuluklu ahşap merdivenler yapılmış ve ışıklandırılmış. 

Girişte ziyaret adabı, güvenlik ve temizlikle ilgili uyarı tabelası bulunuyor. İnananlar içeride bir 
köşeye çöküp dua okuyorlar. Burası, Hristiyan ve müslümanlar için ortak bir kutsal mekandır.



Yakın zamanda Diyarbakır Lice'de ki Yedi Uyuyanları da ziyaret edip, Türkiye Eshab-ı Kehf turunu tamamlamayı umuyorum. Yurt dışında kalan diğer 29 ya da 30 tanesini de sanırım merak etmeyi sürdüreceğim. :)
 





23 Mart 2020 Pazartesi

Tyana (Tuwanuwa) Antik Kenti - Kemerhisar




Orta Anadolu tarihte ilk insan yerleşimlerinin yer aldığı bölgelerden biridir. Neredeyse her kasabada, her köyde henüz kazılmamış, gizemi çözülmemiş bir höyükle karşılaşmak mümkündür. Niğde ili, Bor ilçesi yakınlarındaki Kemerhisar Kasabası, bir zamanlar MÖ 800 yıllarında Geç Hitit Krallıklarından birinin başkentiydi. O zaman kentin adı Tuwanuwa'ydı. Bölgeye insanların daha Tuwanuwa kurulmadan çok önce yerleştiğini biliyoruz. Yakındaki Köşk Höyük MÖ 6000 yılına tarihleniyor.

Lidya Kralı Gigges ülkesinin birçok bölgesini birbirine bağlayan ticaret ve güvenliği sağlayan yollar  yaptırmıştı. Tyana, Kral yolu olarak anılan bu yolun üzerinde yer alıyordu. İç Anadoluyu, Ortadoğu ve Mezopotamya'ya bağlayan Gülek boğazına çok yakındı. Kentin gelişmesi bu konumuyla yakın ilişkilidir.

 MÖ 547-546 yıllarında Pers Kralı Büyük Kyros, zengin ve güçlü Lidya Devletine saldırdı. Lidya Kralı Kroisos, (Biz ona Karun diyoruz.) fethedilemez sanılan başkent Sardes Akropolüne savunmaya çekilse de Kyros'a engel olamadı, yenildi, esir düştü ve öldürüldü. Lidya devletini yıkan, Anadolu'yu işgal eden Pers İmparatorluğu MÖ 5. YY da Lidya Kral yolunu onardı, zeminini düzeltti, birleştirdi ve uzattı. Sardes (Salihli) - Persopolis (İran) arasında uzanan Kral Yolu, Roma dönemine kadar yüzyıllarca kullanıldı.

Tyana, Roma döneminde en parlak günlerini yaşamıştır. Bir dönem Roma'ya bağlı Güney Kapadokya Krallığı'nın başkentliğini de yapmıştır.


Tyana, birçok kez istilaya uğramış, yakılıp yıkılmıştır. Roma döneminden sonra önemini yitirmiş sönükleşmiş işlevlerini yakındaki Niğde (Nahita) Kentine devretmiştir. Bugün Kemerhisar adını almasına neden olan Roma su kemerleri ile ünlü küçük bir kasabadır. Antik kent kasabanın altında kalmış, neredeyse görünmez olmuşken, su kemerleri dimdik ayaktadır. MS 98 yılında yapımına başlanan 1900 yıllık kemerler 4300 metre uzunluğunda yer yer 5 metreye varan yüksekliktedir. Bir kısmı toprak altında kalmış olsa da görkemini halen korumaktadır. İmparator Hadriyanus döneminde tamamlandığında  30 000 kişinin su ihtiyacını karşılayan kapasiteye sahipti.











Kemerler, kente yaklaşık 5 km uzaklıktaki Köşk Höyük'te bu gün Roma Havuzu denilen antik  kaynaktan suyu Tyana'ya getirmekteydi.






Roma Havuzu, tam olimpik yüzme havuzundan daha büyüktür. Boyutları 65x22,5 metredir. (Tam olimpik havuz 50x25 m) Havuzu, altındaki su kaynağı doldurmakta ve kemerler suyu Tyana'ya iletmektedir.

Tyanalı Apollonuis:

Tyana'nın tarihi açıdan bir başka önemi de Tyanalı Apollonuis'tir. Bu ilginç kişilik, ünlü Samoslu (Sisam) filozof, matematikçi Pythagoras (Pisagor) okulundandır. Bir Pagan olan Apollonuis, İsa'dan on-onbeş yaş küçüktür. Hristiyanlıkta İsa'ya atfedilen mucizelerin, aslında imparatorların şahitliğinde onun tarafından gerçekleştirildiği iddia edilmektedir. Yani kör adamın gözünü açan, ölü bir kızı dirilten, vebayı engelleyen vb. Tyanalı Apollonuis'tir. Apollonuis gerçekten yaşamış, Roma İmparatorluk arşivlerinde belgelenmiş, bilinen bir kitabı olan biridir. Bu açıdan bazı kaynaklarda Nasıriyeli İsa'nın gerçek biri olmadığı söylenmekte onun Tyanalı Apollonuis'in özellikleri yakıştırılan bir hayali şahsiyet olduğu ileri sürülmektedir.


 Elbette bu konu oldukça derin ve tartışmalı bir konu. Buna bağlı bir iddia da. İstanbul Aya Sofya kilisesinde bulunan bir mozaikte, Meryem ve Vaftizci Yahya'nın arasında yer alan İsa resminin aslında Tyanalı Apollonuis olduğudur. Yukarıda bu mozaik görülüyor.

Bu konu ile ilgilenenler Aytunç Altındağ'ın YOKSUL TANRI TYANALI APOLLONUİS adlı kitabını okuyabilirler.

14 Ağustos 2018 Salı

HABİB-İ NECCAR CAMİİ VE EFSANESİ - ANTAKYA


Antakya Hristiyanlar için de, Müslümanlar için de çok önemli dini ve tarihi öneme sahip bir kent. Büyük İskenderin komutanlarından ve kendi adıyla anılan bir imparatorluk kurmuş olan Seleukos,  kurduğu bu kente babasının şerefine Antiochi adını vermiştir. İlk kilisenin kurulduğu ve Hristiyan adının ilk kez kullanıldığı bu kentin önemli bir dini yapısı da Habib-i Neccar Camisidir.




Camiye adını veren Habib-i Neccar MS 40 yıllarında yaşamış Antakyalı bir marangozdur. İsa Peygamberin elçi olarak gönderdiği havariler, kente insanları tek tanrı inancına davet etmek üzere geldiklerinde kendilerine ilk inanan o olmuştur.
Efsaneye göre İsa Peygamber havarilerinden Yahya (Yuhanna) ve Yunus'u (Pavlos) Antakya'ya gönderir. İki havari şehrin dışında bir mağarada oturan marangoz Habib-i Neccar ile tanışır. (Neccar Arapça marangoz demektir.) Habib-İ Neccar'ın cüzzamlı olan oğlunu bir mucize ile iyileştirirler. Bunun üzerine kendisi hemen İsa'nın dinine iman eder. Elçiler kente indiklerinde hastalara şifa dağıtmaları, körlerin gözlerini açmalarına karşın şehrin kralı ve halkı Yahya ve Yunus'un sözlerine aldırış etmez. Hatta azizlerin davranışlarından korkan kral, onları zindana atar. Bunun üzerine İsa, bir başka elçiyi (resul) Antakya'ya gönderir. Bu üçüncü elçi Şem'un Safa (Batris) kendini gizler, İsa'nın elçisi olduğunu söylemez, kralın güvenini kazanır ve sarayına kadar girer.
Sonra iki arkadaşını imtihan etmek üzere kralı ikna eder, huzura çağırtır. Azizler kralın huzurunda mucizelerini sergiler ve yeni ölmüş birini diriltir. Dirilen öbür dünyada benim gördüğüm azabı görmemek için bu üç resule inanın, deyince Şem'un Safa'nın kimliği de ortaya çıkar.
Hastalara şifa, gözlere ziya, ölülere can veren üç havari bütün bunlara rağmen taşlanarak öldürülmek üzere kent meydanına götürülür. Habib-i Neccar olayı duyunca evinden koşarak gelir, Antakya halkına resullere inanmaları için yalvarır.  Kur'an'da da olaydan söz edilmiştir. Yasin suresi 20-22. ayetlerinde "Ey kavmim, bu elçilere uyun. Sizden hiçbir ücret istemeyen o kimselere tabi olun, onlar doğru yoldadırlar" dediği yazılıdır. Ancak onu da kimse dinlemez. Tersine üç havariyle birlikte o da taşlanarak öldürülür.
Bu konuda daha kanlı anlatımlarda vardır. Habib-i Neccar'ın mağarasında kafasının koparıldığı ve kafanın yuvarlanarak türbenin olduğu yere geldiği de söylenmektedir. Kur'an'a göre bu katliam Antakya Halkının yanına kalmamış, çok kötü şekilde cezalandırılmışlardır.Yasin suresindeki; "Ondan sonra onun kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirmeyiz de. Cezaları korkunç bir sesten ibaretti; sönüp gidiverdiler..." anlatımı Cebrail'in çıkardığı korkunç bir ses ile helak edildikleri şeklinde tefsir edilir.

Anlatılanlar böyle... Ancak şu anda bir caminin bahçesinde iki Hristiyan havarinin türbesi ve caminin altındaki bir mağarada bir havari ile onları kurtarmaya koşan bir marangozun mezarı olduğuna ve bu dört kişinin şehit olduklarına inanılıyor. Bu inanç Hristiyan ve Müslümanların ortak inancı... Aynı Eshab-ı Kehf efsanesinde olduğu gibi.

 Caminin altındaki mağara iki kattan oluşuyor. İlk katta iki sanduka var ancak kimlere ait olduğu ile ilgili bir bilgi verilmemiş.


Mağaranın bir alttaki, ikinci kattaki odasında da iki sanduka var. Birinin Habib-i Neccar'a diğerinin ise Şem'un Safa'ya (Batris) ait olduğu yazılı.









Habib-i Neccar camisinin bahçesinde küçük bir türbede ise Antakya'ya ilk gelen havariler Aziz Yuhanna (Yahya) ve Aziz Pavlus (Yunus) yatmaktadır.




Caminin ilk yapımı Halife Ömer dönemine 636 yıllarına tarihleniyor. Antakya'yı feth ettiğinde Kur'an'da da sözü edilen bu mezarlar bulunup üzerine türbeler ve cami yapılmış. Caminin şu anda TC sınırları içine yapılmış ilk cami olduğu düşünülüyor.

Antakya kenti el değiştirdikçe  Habib-i Neccar Camisi de fatihlerin dinine göre kah kilise, kah cami olmuş. Birkaç kez yıkılıp yeniden yapılmış ve restore edilmiş. Osmanlı Döneminde, 17. YY'da Barok minaresi, 19. YY'da ise yukarıdaki zarif şadırvanı eklenmiştir.



13 Ağustos 2018 Pazartesi

ESHAB-I KEHF KÜLLİYESİ AFŞİN - K. MARAŞ


Hristiyan kökenli bir efsane olan ve kuranda da yer bulmuş Eshab-ı Kehf (Yedi Uyuyanlar) mekanlarından biri de K.Maraş'ın Afşin ilçesindedir. Eshab-ı Kehf Arapça mağara sahipleri, mağara arkadaşları anlamına gelen bir tamlamadır. Efsane kralın zülmünden kaçarak bir mağaraya sığınan yedi dindar Hristiyan genç ve köpeklerinin 300 (bazı kaynaklarda 309) yıl uyumasını anlatır. 
İzmir Selçuk'taki Yedi Uyuyanlar tanıtımımda oldukça ayrıntılı olarak efsaneyi anlatmıştım. 
Bakınız:



Medrese binasının taç kapısı
Ülkemizde Yedi Uyuyanların içinde yüzyıllarca uyudukları öne sürülen dört mekan vardır: Selçuk, Lice, Tarsus ve Afşin.
 Afşin'deki mekan, içinde su olan bir mağara ve çevresindeki cami, paşa çardağı denilen bir mekan, medrese ve kervansaray (han) binasından oluşmuş bir külliyedir. Günümüzde Eshab-ı Kehf Külliyesi adıyla ziyarete açıktır. Bizans döneminde burada bir kilise bulunmaktaymış. Selçuklu döneminde de hem Müslüman hem Hristiyan Anadolu halkı tarafından kutsal sayılan bir ziyaret mekanı olmuş.

Caminin içinde özel bir kısımda oldukça küçük, dar bir mağara yer alıyor. Mağaranın önceden büyük bir mağara olduğu sonra çökmeler nedeniyle bu hale geldiği tahmin ediliyor. Fotoğrafta sağ alt tarafta koyu renk olan kısım daha derin ve içinde içilebilir özellikte su bulunuyor.
r.


Taştan yapılmış, kemerli, Selçuklu mimarisi izleri taşıyan cami ibadete açık. İçinde derleme Roma, Bizans sütunları, süslenmiş mermer parçalar var. Dış yan duvarlarında yer alan büyük kemerli pencereler caminin içini aydınlık ve ferah gösteriyor. Caminin sağında Paşa Çardağı denilen bir dinlenme ve sohbet mekanı bulunuyor.


Külliyede cami ve çardak en dipte yer alıyor. Caminin hemen önünde ise  bir medrese binası bulunuyor. İki katlı medresenin önünde büyükçe bir meydan ve karşısında bir kervansaray yapısıyla külliye tamamlanıyor.
Kervansaray önünde maket develerle bir kervan betimlenmiş.


Bu yedi çeşmenin her biri bir uyuyanın adına adanmış. Yemliha, Makselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefestataynuş

29 Mayıs 2018 Salı

YEDİ UYUYANLAR MAĞARASI SELÇUK.


7 uyuyanlar, Hristiyan ve Müslümanlar tarafından inanılan bir efsanedir. Bir mağarada 300 yıl uyuyan 7 Hristiyan genç ve bir köpek ile ilgilidir.


Efsane Hristiyanlarca Seven Sleepers of Ephesus olarak bilinir. Kur'an da bu konuda ayetler vardır. Müslümanlar 7 Uyuyanlara Eshab-ı Kehf der. Eshab sahibin çoğuludur. Kehf ise Arapça mağara anlamındadır. Eshab-ı Kehf tamlaması "mağara halkı" demektir. (Ben uzun süre kehf değil de keyf sandığım için keyfçiler falan sanıyordum. Aman siz bari karıştırmayın. :) )

Böyle bir mağarada uzun süre uyuyanlar üzerine anlatılan efsaneler yalnız Hristiyan ve Müslümanlıkta değil Museyilik, Hind ve Pagan Yunan dinlerinde de vardır.
Bu yaygın, çok bilinen ve aslında çok da ilginç efsane 7 Uyuyanların uyudukları yer konusunda kıyasıya bir rekabete neden olmuştur. Dünya çapında 33 mekan, bu dindar gençlerin ve köpeklerinin uzun yıllar boyunca uyudukları mağaraya sahip çıkmaktadır. 

Ülkemizde 4 farklı yerde Eshab-ı Kehf mağarası bulunur. Buraları Efes-Selçuk, Diyarbakır Lice, Mersin Tarsus ve Maraş Afşin'dir. 

Sayfamızda Selçuk-Efes yöresindeki 7 Uyuyanlar Mağarası'nın fotoğraflarını görüyorsunuz.


Kuranda Kehf suresinde olay şöyle anlatılmaktadır: İmanlı birkaç genç hristiyan hükümdarlarının karşısına dikilip onu imana davet ederler. Davetleri tepki görür ki kaçıp bir mağaraya sığınmak zorunda kalırlar. Allah onlara derin bir uyku verir. Bu bir mucizedir. Güneş ışığı mağaraya girmemektedir, kapının önünde ayaklarını öne uzatıp uyuyan korkunç bir köpek bulunur. 

Ayette peygambere "onları mağarada görseydin uyanık sanırdın. Halbuki onlar uykudadırlar. Biz onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de girişte ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı. Eğer onları görseydin arkana bakmadan kaçardın ve için korku ile dolardı." denmektedir. Kuranda uyuyanların sayısı verilmemiş, 3, 5, 7 ve bir de köpek olabileceği, bu konuda tartışılmaması emredilmiştir. Uyku zamanı 300 yıl olarak belirtilmiş, bazılarının buna 9 yıl eklediğini ancak tam süreyi yalnız allahın bilebileceği söylenmiştir. 

Uyandıklarında Eshab-ı Kehf'ten hiç biri böyle uzun uyuduklarını fark etmediği, hala hükümdarlarının sağ olduğunu sandıklarından korku içinde oldukları, içlerinden birini yiyecek almak üzere kente gönderdikleri, ona temkinli davranmasını söyledikleri ayetlerde anlatılır. 

Şehre inen genç ortamın değiştiğini, insanların hepsinin dindar Hristiyanlar olduğunu, cebindeki paranın tedavülden kalktığını görür ve çok şaşırır. Arkadaşlarını çağırır, olayı halka anlatırlar. Önce kimse inanmaz sonra bunun bir mucize olduğuna inanırlar. Mağaranın olduğu yere bir kilise inşa ederler.

Bir zamanda yolculuk temalı bilim kurgu öyküsünü andıran bu kutsal efsane çeşitli biçimlerde anlatılsa da özünde mağaraya kaçıp köpekleriyle birlikte yıllarca uyuyan 7 dindar genci içeren özü aynı kalmıştır.




Hristiyanlar yukarıda fotoğrafları görülen Selçuk-Efes civarındaki mağaranın, gerçek mağara olduğuna inanır. Burada bir kilise kalıntısı ve içinde efsanede sözü edilen yıllara tarihlenen mezarlar bulunmaktadır. Hristiyan inanışına göre 7 Uyuyanlardan her biri birer azizdir. İsimleri de, Maximilian, Lamblicus, Martinian, John, Dionysus, Exacustodianus, ve Antoninus'tur.

Arap (Müslüman) kaynaklarda Eshab-ı Kehf'in isimleri Yemliha, Makselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefestataynuş olarak geçer. Köpeğin adı ise Kıtmir ya da Kitmir'dir.
Ülkemizdeki diğer 3 Eshab-ı Kehf mağaraları konusunda bulundukları ilçeler arasında büyük bir rekabet vardır. Liceliler mağaralarının kuranda tarif edilene benzediğini ileri sürerken, Tarsuslular tarihi kaynaklar, hadisler vb. deliller göstermektedir. Afşinliler ise sorunu mahkemeye yansıtmış ve hazırlattıkları keşif raporuna karar çıkarmışlardır. 

Daha fazla bilgi için:



8 Nisan 2018 Pazar

MERYEM ANA EVİ - SELÇUK


Hristiyanlığın peygamberi İsa'nın tek ebeveyni olan bakire Meryem'in İzmir'in Selçuk İlçesindeki Bülbül Dağı'nda son günlerini geçirdiği ve orada öldüğüne inanılır. İsa, çarmıha gerilmeden önce annesini 12 havarisinden biri olan Saint Jean'a (Aziz Yohanna) emanet etmiştir.


Hristiyan dininin en önemli kişilerinden ve İncil yazarlarından biri olan Aziz Yohanna Hristiyanlığı yaymak üzere Küçük Asya'da görev almış ve Selçuk'ta ölmüştür. Mezarı da oradadır. Kendine emanet edilen Meryem Anayı da yanında Selçuk'a getirdiği çok büyük olasılıktır. 

Meryem Ana Evi yolunun başlangıcında yer alan büyük Meryem Heykeli
Bugün Şirince köyü adını taşıyan Selçuk'un doğusundaki Kirkince köylüleri, Ortodoks olmalarına karşın Meryem Ananın ölüm yıldönümünde (15 Ağustos) geleneksel olarak, köylerinden kalkıp ovaya iniyor ve Bülbül dağına çıkıyorlardı. Ortodoks mezhebi Meryem'im Kudüs'te yaşayıp öldüğüne inanır. Buna rağmen atalarından gelen ve nesilden nesile aktarılan bu gelenek, Meryem Ana'nın orada yaşayıp öldüğüne dair bir tarihi delil sayılıyor.


Günümüzde Meryem Ana evi olarak bilinen bina, 1. yüzyıldan kalma temeller üzerine yapılmış bir taş bina olarak yemyeşil bir doğanın içinde, bir ayazmanın yanında yer alıyor. Papaların ziyaret edip ayin yaptığı bir hac ve çeşitli dinlerden birçok ziyaretçi çeken bir turizm merkezi durumunda...
Bülbül Dağı, Ege'nin bütün güzelliklerini içinde barındıran bir bölge... 



Bir zamanlar mucizeler beklenen kutsal suyun aktığı ayazma ve yanında dilekler için bağlanmış (çaput yerine geçen) kağıt mendiller.


Bir Alman Rahibenin (Anne Catherine Emmerich) rüyasında Meryem Ana'nın yaşadığı ve öldüğü yer olarak Bülbül Dağı'ndaki bu yeri gördüğü ve tarif ettiği söylentisi bazı Hristiyan mezheplerince ciddiye alınmış ve yukarıda fotoğrafı görülen binanın temelleri bulunmuştur. Sonradan 1951 yılında son restorasyonu yapılmıştır.

Meryem Ana Evi'nin ziyaretçileri...


28 Mart 2018 Çarşamba

EŞEK KULAKLI KRAL - MİDAS





Frigya'nın son ve en ünlü Kralı Midas, hakkındaki efsaneler günümüze kadar gelmiş, renkli bir kişilik olarak tarihe geçmiştir. Efsanevi olmasının yanında efsane değil gerçek bir kral olduğu bilinir. Asur kaynaklarında Muşkili Mita olarak geçmektedir. Yine bazı kaynaklar Ankara'yı onun kurduğunu belirtir. MÖ 738-696 yıllarında hüküm sürdüğü, ilk kral Gordios'un oğlu olduğu (annesinin de ana tanrıça Matar Kybele olduğu(!)) belirtilir. Güçlü ve zengin bir kral olan Midas, Kyme (bugünkü Aliağa Nemrut limanı) Kralı Agememnon'un kızı Hermodike ile evlenmiş, batı Anadolu ve Hellas (Yunanistan) Helenleri ile iyi ilişkiler kurmuştur. Bodrumlu Tarihçi Heredot, Delphi Tapınağına (Kehanet Merkezi) adak yollayan tek barbar olarak söz etmiştir. Delphi'ye gönderdiği fildişi oyma taht dillere destandır.

Bu tarihsel gerçeklerden sonra Midas'a ait söylencelere geçelim. Bu zengin bir söylenceler dizisi, onun gücü ve sevilirliğinin göstergesidir.

Tanrılarla bazan iyi geçinen, bazen zıt düşen Midas'ın kral oluşu, Dionysos tarafından ödüllendirilmesi, Apollon tarafından cezalandırılması ve sonunda Kimmerlerin ülkesini yerle bir etmesi üzerine canına kıyması Anadolu-Yunan mitolojisinin söylenceleri arasındadır.

Kral oluşunun söylencesine göre Midas aslında Telmessosludur (Fethiye). Ana ve babasıyla uzun ve zor bir yolculuk yaparak Frigya başkenti Gordion'a gitmektedir. O sırada kral Gordios varis bırakmadan ölür. Kahinler Gordion'a gelecek ilk kişinin kral olacağı kehanetinde bulunurlar. Tahmin edeceğiniz üzere Gordion kapılarından ilk giren Midas olur. (Söylence, Midas'ın Gordios'un oğlu olduğuyla çelişir.)

Krallığı sırasında öyle güzel bir gül bahçesi yaptırır ki bahçe dillere destan olur. Şarap ve zevk tanrısı Dionysos'un yakın dostu keçi ayaklı Satiros bir gün o bahçeye gelir ve o güller arasında uykuya dalar. Midas bu garip (yarı hayvan) misafire çok iyi davranır. Tüm konukseverliği ile 10 gün ağırlar. Bu Dionysos'u çok memnun eder. Krala gelerek "dile benden ne dilersin." der. Midas çok zengin olmak istemektedir. Biraz akılsızlık yapar ve elimi her değdirdiğim altın olsun, der. (Oysa her istediğimi altın yapabileyim deseydi keşke.) Dionysos, bence hinliğine ya da belki bir ders olsun diye isteği aynen kabul eder.  Her dokunduğu altın olan Midas önce sevinir, bir sürü altın eşya yapar lakin ilk terslik acıktığında ortaya çıkar. Yiyecekleri altın denilen o yenmez içilmez soy metale dönüşmektedir. Sevdiği, okşadığı canlılarda.  Açlık sınırına dayanınca Dionisos'a bu yeteneği geri alması için yalvarır. Tanrı haline acır ve git Paktalos Çayında yıkan der. Midas koşarak gider (aslında o çağa göre bayağı uzak şimdiki Polatlı'dan şimdiki Salihli'ye) yıkanır dertten kurtulur. Paktolos Çayı Lidya Krallığının başkenti Sardes'in ortasından altın parçacıklarını akıtır durur. Ta ki Lidyalılar onu toplayıp para yapımında kullanana kadar... :)  El attığı şeyler değerlenen kişiler için Midas'ın dokunuşuna sahip deyimi bu söylenceden gelir.

apollo and marsyas ile ilgili görsel sonucu
Yarışmayı konu almış bir Yunan pulu
Gelelim Midas'ın kulaklarına... (Midas'ın Kulakları, Güngör Dilmen'in ünlü tiyatro eseridir.) Bu kez söylence Midas'ın başka tanrılarla ilişkisinden söz eder. Işık, güzel sanatlar, bilicilik ve müzik tanrısı, lir ustası Apollon ile flüt üstadı, kırların ve Satirlerin tanrısı, insanları korkutup panik yaratan, Apollon kadar büyük olmasa da kendi çapında bir tanrı olan Pan arasında. Bu Pan bir gün Apollon'a müzik konusunda meydan okur. Bir yarışma düzenlenir ve hakem olarak bizim Midas'ı tayin ederler.
Midas bu işe karışmamalıydı ama tutamaz işte kendini. Üstelik bir de Pan'ın flütünün Apollon'un lirinden iyi olduğunu söyler.  (Bazı kaynaklara göre Apollon'un karşısına çıkan Pan'ın müridi ve flütün mucidi Frigyalı Marsiyas'tır.)

Görüntünün olası içeriği: at, gökyüzü, ağaç, açık hava ve doğa
Ne dersiniz bu güzel kulaklar müzikten anlamaz mı?
 "Bir insanın kulakları bu yargıya varamaz, diye kükrer Apollon. "Ancak bir eşeğin kulakları ile Pan'ın müziğini beğenebilirsin. O zaman kulakların eşek kulağı olsun" der ve anında Midas, o güzelim kadife kulaklara sahip oluverir. Ancak o çağda da bugünkü gibi "arkadaşım eşek (!)" aşağılanmaktadır. Midas bu nedenle durumundan çok utanır ve kulaklarını büyük başlıklar giyerek gizler. Ancak saçları uzadığında zorunlu olarak berberini çağırır ve gördüklerini kimseye söylemeyeceğine dair yemin ettirerek başlığını çıkarır. Kulaklarını gösterir.
İlgili resimBerber bu sırrı tutmak için çok gayret eder ancak sır, ayakkabısına girmiş sivri bir taş gibidir. Sürekli batar. Sonunda ıssız bir yerde bulunan bir kuyuya eğilerek bağırır: Kral Midas'ın kulakları Eşek kulaklarıııııııı...
Berber rahatlar ama kuyunun kenarlarında büyüyen sazlara çarpan rüzgar artık sessiz, masum bir esinti değildir. Her estiğinde Kral Midas'ın kulakları Eşek kulaklarıııııııı... diye eser, Midas'ın sırrı bütün Firigya'ya yayılır...

Efsanevi Kral Midas'ın ölümü de bir efsane ile anlatılır. Kafkaslardan Anadolu'ya giren Kimmerler önce Urartuları saf dışı bırakırlar sonra MÖ 700 yıllarında Frigya'ya gelirler. Frig ordusu yenilir Gordion işgal edilir. Yakılıp yıkılır. Midas bu yenilgiyi hazmedemez ve öküz kanı içerek hayatına son verir. (Bu arada, öküz kanı zehirli ya da öldürücü olmadığına göre Midas, ya bir zehir içmiş ya da başka bir şekilde ölmüş olmalı.)

( Not: En yukarıdaki yer alan görsel Gordion'un Helenistik çağ katmanında bulunmuştur. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir. Uzun yıllar Kral Midas'ı eşek kulakları ile gösterdiği düşünülmüşse de artık bunun Satir ya da Silen adı verilen Yunan mitolojik kır yaratığının tipik figürü olduğu sanılıyor. )