13 Ağustos 2018 Pazartesi

ESHAB-I KEHF KÜLLİYESİ AFŞİN - K. MARAŞ


Hristiyan kökenli bir efsane olan ve kuranda da yer bulmuş Eshab-ı Kehf (Yedi Uyuyanlar) mekanlarından biri de K.Maraş'ın Afşin ilçesindedir. Eshab-ı Kehf Arapça mağara sahipleri, mağara arkadaşları anlamına gelen bir tamlamadır. Efsane kralın zülmünden kaçarak bir mağaraya sığınan yedi dindar Hristiyan genç ve köpeklerinin 300 (bazı kaynaklarda 309) yıl uyumasını anlatır. 
İzmir Selçuk'taki Yedi Uyuyanlar tanıtımımda oldukça ayrıntılı olarak efsaneyi anlatmıştım. 
Bakınız:



Medrese binasının taç kapısı
Ülkemizde Yedi Uyuyanların içinde yüzyıllarca uyudukları öne sürülen dört mekan vardır: Selçuk, Lice, Tarsus ve Afşin.
 Afşin'deki mekan, içinde su olan bir mağara ve çevresindeki cami, paşa çardağı denilen bir mekan, medrese ve kervansaray (han) binasından oluşmuş bir külliyedir. Günümüzde Eshab-ı Kehf Külliyesi adıyla ziyarete açıktır. Bizans döneminde burada bir kilise bulunmaktaymış. Selçuklu döneminde de hem Müslüman hem Hristiyan Anadolu halkı tarafından kutsal sayılan bir ziyaret mekanı olmuş.

Caminin içinde özel bir kısımda oldukça küçük, dar bir mağara yer alıyor. Mağaranın önceden büyük bir mağara olduğu sonra çökmeler nedeniyle bu hale geldiği tahmin ediliyor. Fotoğrafta sağ alt tarafta koyu renk olan kısım daha derin ve içinde içilebilir özellikte su bulunuyor.
r.


Taştan yapılmış, kemerli, Selçuklu mimarisi izleri taşıyan cami ibadete açık. İçinde derleme Roma, Bizans sütunları, süslenmiş mermer parçalar var. Dış yan duvarlarında yer alan büyük kemerli pencereler caminin içini aydınlık ve ferah gösteriyor. Caminin sağında Paşa Çardağı denilen bir dinlenme ve sohbet mekanı bulunuyor.


Külliyede cami ve çardak en dipte yer alıyor. Caminin hemen önünde ise  bir medrese binası bulunuyor. İki katlı medresenin önünde büyükçe bir meydan ve karşısında bir kervansaray yapısıyla külliye tamamlanıyor.
Kervansaray önünde maket develerle bir kervan betimlenmiş.


Bu yedi çeşmenin her biri bir uyuyanın adına adanmış. Yemliha, Makselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefestataynuş

18 Haziran 2018 Pazartesi

KÜTAHYA KALESİ

Kütahya'nın ortasında, yüksek ve yalçın bir tepede yer alan, sık burçları ile ünlü kalenin bulunduğu yerleşimin Frig döneminden bu yana var olduğu sanılıyor. Burası antik çağda KOTİAEİON olarak bilinen bir yerdi. Roma döneminden sonra 4 kez yenilenen, yeniden inşa edilen kale, günümüzde hala eski görkeminin izlerini taşımaktadır.




Arapların Anadolu'ya yaptıkları akınlar sonrasında (MÖ 9.YY) Bizans İmparatorluğu tarafından Roma döneminden kalan taş temeller üzerine tuğla kullanılarak ilk yeniden inşası yapılmıştır.

 


Kütahya Kalesi sık yerleştirilmiş burçları ve mancınık yerleştirilmek üzere yapılmış U şeklindeki yapılarıyla dikkat çeker. Burçlarının 84 tane olduğu bilinmektedir.




Yine Bizans Döneminde Selçuklu akınlarına karşı güçlendirilen ve sırayla taş ve tuğla elemanlarla ikinci kez inşa edilen kalenin mancınık taşıyan U şekilli kuleler bu dönemin eseridir.


14. YY'da Germiyanoğulları Beyliğii Kütahya'yı başkent yaptı. Bu dönemde kale yeniden elden geçirildi. En yüksek noktasına bir iç kale ve ikinci bir dış sur inşası bu 3. yeniden yapım sırasında gerçekleştirildi. Bugün halen kullanılan Kale-i Bala Camii de bu dönemden kalmadır. Aşağı Kalede yer alan mescit, Selçuklular'dan kalan tek eserdir ve daha önce yapılmıştır.

Kale-i Bala Camii.
İç kalenin aşağıdan görünüşü. Burçların sıklığı dikkat çekiyor.
Son yeniden inşa, Evliya Çelebi'ye göre, Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı Döneminde, Anadolu'da baş gösteren üç önemli ayaklanmada kale isyancılara karşı dayanmıştır. 

Kaleden Kütahya'ya bakış...


Burçlardaki bir delikten manzara...
Çevresi yaklaşık üç kilometre olan kale Osmanlı döneminde askeri garnizon, topçu kışlası ve hapishane olarak kullanılmıştır.

Bugün iç kalenin en yüksek noktasına, tarihi burçların ortasına yuvarlak bir lokanta yapılmıştır. Tarihi eserlerin halkın ilgisi ve kullanımına açılması için doğru bir yöntem mi bilmem ama bu ülkemizde çözülmüş bir sorun değil bence... (Örnek: Sıvas Buruciye Medresesi, Şifahiye Medresesi içindeki turistik tesisler, Efes Celsius Kütüphanesi önündeki ziyafet vb.)

Kalenin içindeki lokanta tesisi... :(

29 Mayıs 2018 Salı

YEDİ UYUYANLAR MAĞARASI SELÇUK.


7 uyuyanlar, Hristiyan ve Müslümanlar tarafından inanılan bir efsanedir. Bir mağarada 300 yıl uyuyan 7 Hristiyan genç ve bir köpek ile ilgilidir.


Efsane Hristiyanlarca Seven Sleepers of Ephesus olarak bilinir. Kur'an da bu konuda ayetler vardır. Müslümanlar 7 Uyuyanlara Eshab-ı Kehf der. Eshab sahibin çoğuludur. Kehf ise Arapça mağara anlamındadır. Eshab-ı Kehf tamlaması "mağara halkı" demektir. (Ben uzun süre kehf değil de keyf sandığım için keyfçiler falan sanıyordum. Aman siz bari karıştırmayın. :) )

Böyle bir mağarada uzun süre uyuyanlar üzerine anlatılan efsaneler yalnız Hristiyan ve Müslümanlıkta değil Museyilik, Hind ve Pagan Yunan dinlerinde de vardır.
Bu yaygın, çok bilinen ve aslında çok da ilginç efsane 7 Uyuyanların uyudukları yer konusunda kıyasıya bir rekabete neden olmuştur. Dünya çapında 33 mekan, bu dindar gençlerin ve köpeklerinin uzun yıllar boyunca uyudukları mağaraya sahip çıkmaktadır. 

Ülkemizde 4 farklı yerde Eshab-ı Kehf mağarası bulunur. Buraları Efes-Selçuk, Diyarbakır Lice, Mersin Tarsus ve Maraş Afşin'dir. 

Sayfamızda Selçuk-Efes yöresindeki 7 Uyuyanlar Mağarası'nın fotoğraflarını görüyorsunuz.


Kuranda Kehf suresinde olay şöyle anlatılmaktadır: İmanlı birkaç genç hristiyan hükümdarlarının karşısına dikilip onu imana davet ederler. Davetleri tepki görür ki kaçıp bir mağaraya sığınmak zorunda kalırlar. Allah onlara derin bir uyku verir. Bu bir mucizedir. Güneş ışığı mağaraya girmemektedir, kapının önünde ayaklarını öne uzatıp uyuyan korkunç bir köpek bulunur. 

Ayette peygambere "onları mağarada görseydin uyanık sanırdın. Halbuki onlar uykudadırlar. Biz onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de girişte ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı. Eğer onları görseydin arkana bakmadan kaçardın ve için korku ile dolardı." denmektedir. Kuranda uyuyanların sayısı verilmemiş, 3, 5, 7 ve bir de köpek olabileceği, bu konuda tartışılmaması emredilmiştir. Uyku zamanı 300 yıl olarak belirtilmiş, bazılarının buna 9 yıl eklediğini ancak tam süreyi yalnız allahın bilebileceği söylenmiştir. 

Uyandıklarında Eshab-ı Kehf'ten hiç biri böyle uzun uyuduklarını fark etmediği, hala hükümdarlarının sağ olduğunu sandıklarından korku içinde oldukları, içlerinden birini yiyecek almak üzere kente gönderdikleri, ona temkinli davranmasını söyledikleri ayetlerde anlatılır. 

Şehre inen genç ortamın değiştiğini, insanların hepsinin dindar Hristiyanlar olduğunu, cebindeki paranın tedavülden kalktığını görür ve çok şaşırır. Arkadaşlarını çağırır, olayı halka anlatırlar. Önce kimse inanmaz sonra bunun bir mucize olduğuna inanırlar. Mağaranın olduğu yere bir kilise inşa ederler.

Bir zamanda yolculuk temalı bilim kurgu öyküsünü andıran bu kutsal efsane çeşitli biçimlerde anlatılsa da özünde mağaraya kaçıp köpekleriyle birlikte yıllarca uyuyan 7 dindar genci içeren özü aynı kalmıştır.




Hristiyanlar yukarıda fotoğrafları görülen Selçuk-Efes civarındaki mağaranın, gerçek mağara olduğuna inanır. Burada bir kilise kalıntısı ve içinde efsanede sözü edilen yıllara tarihlenen mezarlar bulunmaktadır. Hristiyan inanışına göre 7 Uyuyanlardan her biri birer azizdir. İsimleri de, Maximilian, Lamblicus, Martinian, John, Dionysus, Exacustodianus, ve Antoninus'tur.

Arap (Müslüman) kaynaklarda Eshab-ı Kehf'in isimleri Yemliha, Makselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefestataynuş olarak geçer. Köpeğin adı ise Kıtmir ya da Kitmir'dir.
Ülkemizdeki diğer 3 Eshab-ı Kehf mağaraları konusunda bulundukları ilçeler arasında büyük bir rekabet vardır. Liceliler mağaralarının kuranda tarif edilene benzediğini ileri sürerken, Tarsuslular tarihi kaynaklar, hadisler vb. deliller göstermektedir. Afşinliler ise sorunu mahkemeye yansıtmış ve hazırlattıkları keşif raporuna karar çıkarmışlardır. 

Daha fazla bilgi için:



15 Mayıs 2018 Salı

PERGE - ARTEMİS'İN GÖRKEMLİ KENTİ...

Helenistik Çağda yapılmış çift kulelerden biri...
Perge Antik Kenti Antalya'nın Aksu İlçesinde yer alır. Bölgede MÖ 3000 yıllarından, Erken Tunç Çağından bu yana insan yerleşimleri olduğu, arkeolojik kazılarda elde edilmiş buluntularla bilinmektedir. Perge'nin kuruluş tarihinin Hitit kaynaklarında adının geçmesine dayanılarak da Truva Savaşından (MÖ 1275) önceye dayandığı düşünülmektedir.

Perge'de Helenistik ve Roma Dönemlerinde en sevilen tanrı, Tanrıça Artemis'ti. Gök Tanrısı Zeus ile Tanrıça Leto'nun kaçak aşkından doğan Artemis,  ikizi Apollo ile birlikte Ege'nin Delos Adasında doğmuştur. Efeslilerin adına dünyanın 7 harikasından birini inşa ettiği Artemis, bakire ve avcı bir tanrıçaydı.

Perge halkı bir zamanlar tanrıçalarına Wanessa-Preiia yani Perge Kraliçesi diyorlardı. Perge'de  Artemis adına görkemli bir tapınak yapıldığı bilinmektedir. Ancak henüz nerede olduğu keşfedilmemiştir.

Perge'den Kireçtaşından bloklara kazınmış nar, çiçek ve yaprak motifleri...


Bir zaman üzerinde ulaşım yapılabildiği düşünülen Aksu Irmağı (Kestros) kenarında yer alması ve Bergama -Side antik yolu üzeride bulunması kentin önemini arttırmıştır.

MÖ 333 yıllarında Perge'nin çevresinde koruyucu surlarının olmayışının İskender ordularına direnmeden teslim olmasına neden olduğu düşünülüyor. Helenistik dönemde en parlak ilk dönemini yaşayan kentte bu dönemde yapılmış surlar ve muhteşem ikiz kuleler hala dimdik ayaktadır.

İkiz kule ve surlar restore ediliyor.

Şehrin bu gün ayakta kalan en önemli yapı ve eserleri ikinci parlak dönemden yani Roma İmparatorluk döneminden kalanlardır. Bu dönemde birbirini kesen iki ana cadde kentin merkezini oluşturuyordu.

Caddelerden biri kulelerden başlayıp akropolün eteklerindeki anıtsal çeşmeye kadar uzanmaktaydı. Çeşme (nymphaeum) oluklarından akan su caddenin ortasında boydan boya uzanan 2 metre genişliğindeki kanaldan akmaktaydı.



Ortasından akan serinletici yapay dere, iki tarafındaki sütunlu yaya yolları, sütunların arkasındaki mozaik kaplı zeminleriyle çeşitli dükkanlar bu geniş caddenin Perge'nin önemli ve canlı bir sosyal mekanı olduğunu gösteriyor.





İki önemli caddenin kesişme noktasında Apollonius Demetrius Takı bulunuyor.

 Apollonius Demetrius Takı

Antik Kente güneyden bakıldığında Tunç Çağından bu yana insan yerleşimi izlerini taşıyan Akropol ve Helenistik, Roma ve Hristiyanlık dönemlerinde bölgenin önemli kentinin panoraması böyle görünüyor.



Kentin Roma Dönemi Agorasının iki farklı açıdan görünüşü:


Perge Tiyatrosu 12 000 kişi kapasiteli olup Roma Döneminde MS 2. YY inşa edilmiştir. Tiyatronun sahnesi mermer heykel ve süslemelerle bezenmişti. Buradan çıkarılan eserler Antalya Müzesinde sergilenmektedir. (Ben Perge'ye gittiğim tarihte, ziyarete kapalı olduğu için fotoğraf çekilemedi.)

Perge ve yakınlardaki antik kentlerden çıkarılan eşsiz güzellikteki heykellerden birkaç örnek görmek için bu blogun aşağıdaki sayfalarına uğrayabilirsiniz.



Perge, Hristiyanlık döneminde üçüncü ve son parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde bir metropolitlik merkezi olan Perge'de bir çok kilise ve dini yapı inşa edilmiştir.


Kentin bugün ayakta kalmış en ilgi çekici yapılarından biri de stadyumdur. Türkiye'nin en iyi korunmuş stadyumudur. Bu yıl (2018) sahadaki malzeme ve taşlar kullanılarak restore edilecektir. Aslına uygun restorasyon sonrası turistik ve sanatsal amaçlarla kullanıma açılacaktır.

Stadyumdan panorama...


13 Nisan 2018 Cuma

ÇAMLIK BUHARLI LOKOMOTİF MÜZESİ - SELÇUK


Ülkemizin ilk demiryolu 1856 yılında bir İngiliz şirketine yapım ve işletme imtiyazı verilen ve 1860 yılında bir bölümü tamamlanan İzmir - Aydın demiryoludur.


Bu ilk ve halen kullanılmakta olan demiryolu üzerinde İzmir'e 88 km uzaklıkta Çamlık İstasyonu bulunur. 1890 yılında inşa edilmiş bu asırlık istasyonda 1991 tarihinde Çamlık Buharlı Lokomotif Müzesi açılmıştır.



Müze, 160 dönüm arazi üzerine kurulmuş ve İzmir'in Selçuk İlçesine 7 km uzaklıkta bulunuyor. Müzede Alman, İngiliz, Fransız, İsveç, Amerikan ve Çekoslovak yapımı kömürlü lokomotifler ile dünyada iki tane kalmış İngiliz yapımı odunlu lokomotifler sergileniyor.




  Müzede, buharlı lokomotifler dışında tarihi yük ve yolcu vagonları da sergileniyor. Makinist ve ateşçinin çalıştığı o heyecan verici mekana çıkmak, yanan ocağın sıcaklığını, buhar makinesinin gürültücü gücünü, arkasından sürüklediği vagonların yükünü hayal etmek, tekerleklerin ritmini düşlemek, yolcu vagonlarının lüks ve konforlu kompartımanlarına girmek, koltuklarına oturmak bir zamanlar buharlı lokomotiflerin çektiği kara trenlerde yolculuk yapmış olanlara çoşkulu bir nostalji yaşatıyor.



















Demiryollarında kullanılan araç gereç ve malzemeler, kantarlar, manyetolu telefonlar, makinelere su ikmal eden kuleler, fenerler, motorlu dekoviller ve vinç, kar küreme, ray döşeme gibi işlerde kullanılan çeşitli büyük makineler de meraklısı için sergileniyor.

Atatürk'ün yurt içi seyahatlerinde kullandığı vagon



Yolcu vagonlarının içinden çektiğim ayrıntı fotoğraflarından düzenlenmiş yukarıdaki kolajda yolculuğu rahat ve konforlu hale getirmek üzere incelikle düşünülmüş bir çok detay görülüyor.

Elbette garibanların bindiği 2. ve 3. mevki vagonlarında bu konfor yoktu. Ancak sıkışık da olsa, rahatsız da olsa uzakları yakın eden bu ucuz ve zamanının en hızlı ulaşım araçlarını unutmamalı...

8 Nisan 2018 Pazar

MERYEM ANA EVİ - SELÇUK


Hristiyanlığın peygamberi İsa'nın tek ebeveyni olan bakire Meryem'in İzmir'in Selçuk İlçesindeki Bülbül Dağı'nda son günlerini geçirdiği ve orada öldüğüne inanılır. İsa, çarmıha gerilmeden önce annesini 12 havarisinden biri olan Saint Jean'a (Aziz Yohanna) emanet etmiştir.


Hristiyan dininin en önemli kişilerinden ve İncil yazarlarından biri olan Aziz Yohanna Hristiyanlığı yaymak üzere Küçük Asya'da görev almış ve Selçuk'ta ölmüştür. Mezarı da oradadır. Kendine emanet edilen Meryem Anayı da yanında Selçuk'a getirdiği çok büyük olasılıktır. 

Meryem Ana Evi yolunun başlangıcında yer alan büyük Meryem Heykeli
Bugün Şirince köyü adını taşıyan Selçuk'un doğusundaki Kirkince köylüleri, Ortodoks olmalarına karşın Meryem Ananın ölüm yıldönümünde (15 Ağustos) geleneksel olarak, köylerinden kalkıp ovaya iniyor ve Bülbül dağına çıkıyorlardı. Ortodoks mezhebi Meryem'im Kudüs'te yaşayıp öldüğüne inanır. Buna rağmen atalarından gelen ve nesilden nesile aktarılan bu gelenek, Meryem Ana'nın orada yaşayıp öldüğüne dair bir tarihi delil sayılıyor.


Günümüzde Meryem Ana evi olarak bilinen bina, 1. yüzyıldan kalma temeller üzerine yapılmış bir taş bina olarak yemyeşil bir doğanın içinde, bir ayazmanın yanında yer alıyor. Papaların ziyaret edip ayin yaptığı bir hac ve çeşitli dinlerden birçok ziyaretçi çeken bir turizm merkezi durumunda...
Bülbül Dağı, Ege'nin bütün güzelliklerini içinde barındıran bir bölge... 



Bir zamanlar mucizeler beklenen kutsal suyun aktığı ayazma ve yanında dilekler için bağlanmış (çaput yerine geçen) kağıt mendiller.


Bir Alman Rahibenin (Anne Catherine Emmerich) rüyasında Meryem Ana'nın yaşadığı ve öldüğü yer olarak Bülbül Dağı'ndaki bu yeri gördüğü ve tarif ettiği söylentisi bazı Hristiyan mezheplerince ciddiye alınmış ve yukarıda fotoğrafı görülen binanın temelleri bulunmuştur. Sonradan 1951 yılında son restorasyonu yapılmıştır.

Meryem Ana Evi'nin ziyaretçileri...