29 Ekim 2017 Pazar

KAYSERİ ARKEOLOJİ MÜZESİ


Kayseri Arkeoloji Müzesi

Müzedeki en güzel eserlerden biri olan bu lahit üzerinde Herkül'ün 12 işi
bir nakış gibi incelikle işlenmiş.





1 Mart 1930 tarihinde Hunat Hatun Medresesinde depo müze olarak açılmıştır.  1938 yılında 5 kuruş giriş ücreti ile halkın ziyaretleri başlamıştır. Aslında çalışmaları biraz daha eskilere dayanmaktadır. Türkiye müzeciliğinin babası Osman Hamdi Bey'in ülkenin ilk müzesi olan İstanbul Arkeoloji Müzesini kurarken illere gönderdiği genelge üzerine Kayseri'de de eski eserler toplanmaya başlanmıştır. Toplanan eserler Kayseri Lisesi'nin bir odasında korumaya alınmış, müze kurulunca müzeye devredilmiştir.

Bugünkü yeni Müze binası 26 Haziran 1969 tarihinde
bitirilerek hizmete başlamıştır.


Kayseri ve çevresi çok zengin bir tarihi geçmişe sahiptir. Bunlardan en önemlisi Anadolu Tarihinin başladığı yer olarak anılan Kaniş ve bir Asur Ticaret Kolonisi olan Kaniş Karumu'dur. Anadoluda bulunan en eski yazılı belgelerin bulunduğu yer Kayseri'nin hemen doğusunda Kaniş ve Karumun yer aldığı Kültepe Höyüğü'dür.

 http://tarihtenfotograflar.blogspot.com.tr/2012/08/anadolu-tarihinin-basladg-yer-kanis.html

Müze kapısında sizi Hititlerden kalma bir çift aslan heykeli karşılayacak



Yukarıda Kaniş Karum'dan bulunmuş çivi yazılı tabletler... Aşağıda Hitit döneminden hiyogralif kaya kabartmaları...





Müzede sergilenen eserlerden en beğendiklerim arasından bir seçki aşağıdadır.

 
Müze salonu ortasında metal bir küvet...

Ana Tanrıça, Kibele idolü görüntüsünde kap

Hitit döneminden çeşitli kap ve eşyalar
Yuvarlak ve silindir mühürler ve baskıları... 






Çeşitli dönemlerden törensel kaplar...

Altın takı ve eşyalar

 

Hitit mutfak eşyaları...
Kültepe'de bulunmuş Frig seramik kapları...


Bronz kandiller...



26 Ekim 2017 Perşembe

KNİDOS, AŞK TANRIÇASININ EN GÜZEL HEYKELİNİN YAPILDIĞI KENT


Datça yarımadasının ve Türkiye'nin en batı uçlarından birinde beşbin yıllık bir kenttir Knidos. Ana kara ile Deve boynu adacığında açılan teraslar üzerine kurulmuştur. Ada yapay bir kıstak ile karaya bağlanmış böylece kentin limanı iki bağımsız bölüme ayrılmıştır. Büyük liman ticari, küçük liman ise askeri gemilere ayrılmıştır. Günümüzde küçük liman balıkçılar, büyük liman ise gezi tekneleri tarafından kullanılmaktadır.


Knidos, en parlak dönemine MÖ 6. yüzyılda girmiştir. Pers döneminde bütün Datça Yarımadasına yayılan kentin bu döneme tarihlenen surları, yuvarlak ve köşeli burçlarıyla kent merkezini sarmaktaydı. 
MÖ 4. YY ünü tüm dünyaya yayılan, sayısız kopyaları yapılan Çıplak Afrodit ya da Knidos Afroditi heykeli Knidoslu Praxiteles tarafından yontulmuştur. 
Knidoslu Afrodit heykelinin Vatikan Müzesinde bulunan kopyası.
Ayrıca MÖ 30 yıllarına kadar süren, Pers Satraplıkları, Helenistik ve Roma dönemlerini kapsayan o parlak dönemde Hellas, Atina, Mısır, İskenderun, Doğu Akdeniz, hatta Kuzey Karadeniz kentlerine şarap ve zeytinyağı ihraç ettiği, Knidos mühürlü amforaların bulunmasıyla öğrenilmiştir. Dönemin ünlü heykeltraşlarını, seramik ustalarını barındıran, İskenderiye Fenerinin mimarı Sostratos'un yetiştiği bir sanat merkeziydi. Knidos'da Hipokrat'ın Kos'taki tıp merkezi kadar ünlenen bir Tıp merkezi bulunmaktaydı. Matematikçi Eudoksos, Knidos'taki henüz yeri tam bulunamamış rasathanesinde gökyüzü gözlemleri yapmıştır. 

MS 7.YY da Anadoluya yapılan Arap akınlarından Knidos'da etkilenmiştir. 
Dorik Stoada B  kilisesinin tabanındaki Arapça yazılar...



En alttaki terasta, Ticari Limanın karşısına düşen küçük tiyatroda restorasyon çalışmaları yapılıyor. Küçük Tiyatronun yanında birinci terasta Dionysos Tapınağı yer alıyor.

Dionysos Tapınağı

Dianisos Tapınağından Liman Caddesine kadar uzanan Stoa nefis korint başlıklı sütunlarıyla Knidos'un görkemine yakışır bir görüntü veriyor.


Stoanın önünde buluntuların sergilendiği geniş bir alan var. Burada sütun başlıkları, boğa başı kabartmalı, yılan, asma yaprağı ve üzüm salkımı bezemeli adak taşları görülüyor. 

Liman Caddesi


İki Mermer yapı elemanını birbirine
kenetleyen kurşun metali

Askeri (Küçük) Liman. Surlarla berkitilmiş ve dar bir geçitle açık denize bağlanıyor. Bu gün küçük limanın ada tarafındaki tepesinde, Deve Boynu Deniz feneri bulunuyor.

Deve boynu Deniz Feneri

Apolyon Tapınağı
Antik kaynaklarda kentin Spartadan gelen Dor kabileleri tarafından MÖ 1200 yıllarında yeniden kurulduğu söylenir. Burada 6 Dor kentinin ortaklaşa kurduğu bir Apolyon Kült Merkezi vardır.
Apolyon Altarı (Sunak)

Proplon






Helenistik dönemden kalma mermerden yapılmış Güneş saati. Şehre hakim bir tepede kurulmuş Korint tipi tapınak yakınlarında bulunmaktadır.


 Kentin en yüksek teraslarından birinde, Apolyon tapınağının yanında yer alan harika bir mimarisi olan Yuvarlak Tapınak...




23 Ekim 2017 Pazartesi

CLANDRAS KÖPRÜSÜ - KARAHALLI UŞAK


Frigyalı ya da Lidyalılar tarafından su kemeri olarak yapıldığı tahmin edilen, Roma Döneminde de restore edilmiş olan Clandras Köprüsü, Uşak İli, Karahallı İlçesinde bulunmaktadır. Bu zarif kemer Banaz çayının üzerine doğal kayalar temel alınarak inşa edilmiştir. 17 metre yükseklikten 24 metre genişliğindeki açıklığı geçen tek bir kemer şeklindedir. Genişliği 170 cm'dir. Lidya döneminde Altın Yolu ve Pers Döneminde Kral Yolu olarak adlandırılmış 2700 km uzunluğundaki yolun bir geçiş noktası olduğu da söylenmektedir.



Bu gün çevresi bir mesire yeri olarak düzenlenmiş köprünün yanından Banaz Çayına dökülen şelalesi ile harika bir görüntü oluşturur.





Şu anda bir yaya geçiş köprüsü olmasına karşın yapıyı Clandras Su Kemeri olarak anmak daha doğru olacaktır. Kemer, Tarihi Pepuza kentine su taşıyan oldukça uzun, bazı kısımları çift olarak kayalara oyulmuş kanallar sisteminin bir parçasıdır. Kemerin günümüzdeki hali Roma mimarisi izlerini taşır. Her iki yandaki fotoğraflarda kayalara oyulmuş su kemerleri görülüyor.

Yemyeşil bir vadideki mesire yeri çevre yerleşim yerleri sakinleri ve yerli turistlerce ziyaret ediliyor.


Clandras Su kemerinin su taşıdığı antik Pepuza kenti Hristiyanlık tarihinde önemli bir yer tutar. Bu kent Montanizm tarikatının doğduğu ve 350-400 yıl kadar varlığını sürdürdükten sonra trajik bir şekilde müritlerinin intiharıyla yok olduğu bir yerleşim yeridir. Kentte kazı yapılmamış bu nedenle tek kalıntı Pepuza Montanist manastırıdır. Montanistler baskılar nedeniyle kendilerini kapatıp manastırla birlikte kendilerini de yaktıkları mekan.

Clandras Köprüsü oldukça yakın tarihli bir eserin de yakınındadır. Karahallı Hidroelektrik santralı...


  
Ülkemizin ilk HES'lerinden biri olan Karahallı Hidroelektrik Santralı, yalnızca 500 megawatt gücündedir. 1960 yılında kurulmuştur ve 57 yıldır kesintisiz çalışmaktadır.

Montalizm Tarikatı Hk. kısa bilgi için:





13 Mart 2017 Pazartesi

TİRE MÜZESİ


Tire Müzesi, Küçük Menderes Havzasındaki en eski müzesidir. 1935 yılında Tire Halkevi Müzecilik Kolu tarafından oluşturulmuştur. İlk kuruluşunda, bugün cami yapılmış olan Yahşi Bey Zaviyesindeyken 1971 yılında yeni binasına taşınmıştır.

Çocukluğumda müzenin efsane müdürü, Faik Tokluoğlu yönetiminde Yahşi Bey Zaviyesindeyken ziyaret ettiğim Tire Müzesine yeniden gitmek benim için oldukça heyecan verici oldu.

Özellikle Roma ve Bizans dönemine tarihlenmiş bazı mermer eserler, müze bahçesinde sergileniyor. Bunların arasında çeşitli stillerde sütunlar, sütun başlıkları, lahitler, mezar stelleri, büyük heykeller bulunuyor.


Bahçeden ve arkeoloji salonundan aile sahneleri işlenmiş mezar stelleri :


Aşağıdaki fotoğrafta ay, gece, yeraltı ve büyücülük tanrıçası Hekate'ye adanmış bir stel görülüyor. Tanrıçanın arkasındaki hilale dikkat ediniz.


Müzenin Arkeoloji salonunun tam ortasında yer alan pişmiş topraktan lahit... Lahit, son derecede sağlam durumdadır. Üzerinde baskı desenler bulunmaktadır. Fotoğrafın alt kısmında büyütülmüş olarak madalyon ve kuşak motiflerini görüyorsunuz.


Arkeoloji salonunda sergilenen birbirine sarılmış iki kadının yer aldığı küçük zarif bir mermer heykel ve sağda Roma Döneminden güzel bir mozaik...

  



Müzenin bir salonu da etnografya bölümü olarak ayrılmış. Süslü giysiler, efelerin sırmalı cepkenleri, iğne oyalı yemeniler, para keseleri, işlemeli örtüler halk sanatının iç açıcı ve güzel eserleri olarak sergileniyor...

Bakır dövme, deri işlemeli cüzler, tepelikler, bileklikler, kolyeler, kemerler, simli örtüler hayranlıkla izleniyor.




ve silahlar... İnsanları kesmeye biçmeye öldürmeye yarayan bu aletler de müzenin bir yerinde sergileniyor. Silahların üstleri, kabzaları, kınları, baltaların mızrakların metal yüzeyleri türlü motiflerle süslenmiştir.
Alttaki toplu tabanca ile tek kurşununu harcadıktan sonra kabzası balta olarak kullanılabilen tabanca ilginç...


Tire İzmir'e 80 km uzaklıkta büyük bir ilçedir. Çok eski çağlardan bu yana yerleşim görmüş ve Aydınoğulları Beyliğinin başkentliğini yapmıştır. Bir zamanlar şehr-i muazzam olarak anılan Tire, içinde yaşanan bir açık hava müzesi gibidir. Değerinin bilinmesi ve bu yapısının korunması gerekmektedir...