24 Ekim 2021 Pazar

Malatya Arkeoloji Müzesi

 


Malatya Müzesi, başta Aslantepe Höyüğü'nden elde edilenler olmak üzere il çevresindeki kazılar ve kurtarma kazılarından elde edilen eserlerin sergilendiği bir müzedir. 


Anadolu'nun paleolitik çağlardan bu yana insan ve milyonlarca yıldan beri çeşitli canlıların yurdu olduğu düşünülünce en küçük müzenin bile sergilenen eserler bakımında zenginliği şaşırtıcı olmaz. 

Malatya Arkeoloji Müzesi de Neolitik çağlardan bu yana tarihlenmiş yüzlerce esere ev sahipliği yapıyor. Müzede Kalkolitik, Tunç Çağı, Hitit, Asur, Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait seçme eserler sergileniyor.




Aslantepe Höyüğünden getirilmiş, efsanevi yaratıkların resmedildiği kabartmalar...




Karakaya Barajı suları altında kalmış İZOLİ kaya anıtının kopyası ve yazıtın çözülmüş anlamı müzenin seçkin eserleri arasında. Yazıtta Urartu Kralı Saduri Fırat'ın doğusuna yaptığı seferi ve başarılarını anlatıyor. Kayaya oyulmuş bu anıt bugün Karakaya Barajı sularının 34 metre derinliğinde yatıyor.



Doğanşehir - Günedoğru köyünde bulunup müzeye taşınmış, 
Otlayan Karaca Taban Mozaiği


Erken Roma Döneminden kalma yakut yüzük.
Solda aslı, sağda büyütülmüş fotoğrafı

Müzede cam ve pişmiş toprak sergilenen eserlerden birkaçı;













Üzerinde iyi şans ve uğur getiren bir işaret olan SVASTİKA (gamalı haç)
bulunan bir toprak kap. Bu işaret caniler sürüsü NAZİ partisinin
 amblemi olana kadar birçok kültürde uğurlu, iyi şans getiren bir işaret olarak tanınıyordu.
























23 Ekim 2021 Cumartesi

Karatay Han - Bünyan - Kayseri

 

Kayseri - Malatya Karayolunun bitişiğinde yer alan bir Selçuklu Kervansarayıdır. Bünyan İlçesi Karatay (Karadayı) köyünde bulunuyor. Oldukça iyi bir şekilde restore edilmesine karşın taç kapısındaki tehlike nedeniyle şu anda kapalıdır. Bu nedenle yalnız dışından görülebiliyor.



Sultan I. Alaatttin Keykubat döneminde inşaatına başlanmış II. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında  1240 yada 1241 yılında tamamlanmıştır. Hanın banisi vezir Celalettin Karatay'tır.


Han sağlam ve yüksek duvarlarıyla bir kaleyi andırır. 1245-48 yılındaki vakfiyesine göre hanın 13 personeli vardı. İdari işler dışında baytar, ayakkabıcı ve aşçı dikkati çekiyor. Ayrıca; "... vakıf gelirinden her yıl ayakkabılar için yeterli sahtiyân, hayvanlar için gerekli nal ve çivi alınması, maaş ve masraflardan artakalan gelirden hana gelen ve handan geçen Müslüman, kâfir, erkek, kadın, hür ve köle her yolcuya, okkası yüz dirhem üç okka iyi ekmek ve pişmiş yemekten bir çanak ile bir okka pişmiş etten verilmesi, ayakkabısı olmayan her fakir yolcuya ayakkabı temin edilmesi, hana gelen herkesin hayvanlarına yetecek kadar saman ve arpa sarf edilmesi şart koşulmuştur. Handa, kışın yolcular için zeytinyağı ve odun yakılmasını ve hanın içindeki mescitte, bir yıl süresince güneşin batışından sabah namazına kadar aydınlığın mum ile sağlanması, hana inen yolculara fark gözetmeksizin her cuma akşamı eşit miktarda bal helvası dağıtılması gerekli görülmüştür. Handa hastalanan her fakirin, iyileşinceye veya ölünceye kadar ilâç ve şuruplarla tedavi edilmesinin, ölürse yıkanma ve kefenlenmesi işlemlerinin da vakıftan yapılması şart kılınmıştır."


 
Taç kapı kemerinin iki alt tarafındaki 
taşların düşmesi nedeniyle 
giriş kapatılmıştı.



Taç Kapı ve üzerindeki kitabesi

Karatay Han'ın içine ait fotoğrafları görmek ve daha fazla bilgi için:

https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/kayseri/gezilecekyer/karatay-hani

Karatay Han'ın duvarlarını tutan
taş işlemeli payandalardan biri... 
Yağmur suyunu dışarı boşaltan bir çörten.
Üzerindeki motif çok ilginç. :) 

Aslan kafası şeklindeki bir başka çörten (şörlek)

Dikkat Wikipedi'de hanın açık ve içinde bir restoran olduğu eski bir bilgidir. 2021 Ekim ayı itibariyle maalesef han kapalıdır.

23 Mart 2020 Pazartesi

Tyana (Tuwanuwa) Antik Kenti - Kemerhisar




Orta Anadolu tarihte ilk insan yerleşimlerinin yer aldığı bölgelerden biridir. Neredeyse her kasabada, her köyde henüz kazılmamış, gizemi çözülmemiş bir höyükle karşılaşmak mümkündür. Niğde ili, Bor ilçesi yakınlarındaki Kemerhisar Kasabası, bir zamanlar MÖ 800 yıllarında Geç Hitit Krallıklarından birinin başkentiydi. O zaman kentin adı Tuwanuwa'ydı. Bölgeye insanların daha Tuwanuwa kurulmadan çok önce yerleştiğini biliyoruz. Yakındaki Köşk Höyük MÖ 6000 yılına tarihleniyor.

Lidya Kralı Gigges ülkesinin birçok bölgesini birbirine bağlayan ticaret ve güvenliği sağlayan yollar  yaptırmıştı. Tyana, Kral yolu olarak anılan bu yolun üzerinde yer alıyordu. İç Anadoluyu, Ortadoğu ve Mezopotamya'ya bağlayan Gülek boğazına çok yakındı. Kentin gelişmesi bu konumuyla yakın ilişkilidir.

 MÖ 547-546 yıllarında Pers Kralı Büyük Kyros, zengin ve güçlü Lidya Devletine saldırdı. Lidya Kralı Kroisos, (Biz ona Karun diyoruz.) fethedilemez sanılan başkent Sardes Akropolüne savunmaya çekilse de Kyros'a engel olamadı, yenildi, esir düştü ve öldürüldü. Lidya devletini yıkan, Anadolu'yu işgal eden Pers İmparatorluğu MÖ 5. YY da Lidya Kral yolunu onardı, zeminini düzeltti, birleştirdi ve uzattı. Sardes (Salihli) - Persopolis (İran) arasında uzanan Kral Yolu, Roma dönemine kadar yüzyıllarca kullanıldı.

Tyana, Roma döneminde en parlak günlerini yaşamıştır. Bir dönem Roma'ya bağlı Güney Kapadokya Krallığı'nın başkentliğini de yapmıştır.


Tyana, birçok kez istilaya uğramış, yakılıp yıkılmıştır. Roma döneminden sonra önemini yitirmiş sönükleşmiş işlevlerini yakındaki Niğde (Nahita) Kentine devretmiştir. Bugün Kemerhisar adını almasına neden olan Roma su kemerleri ile ünlü küçük bir kasabadır. Antik kent kasabanın altında kalmış, neredeyse görünmez olmuşken, su kemerleri dimdik ayaktadır. MS 98 yılında yapımına başlanan 1900 yıllık kemerler 4300 metre uzunluğunda yer yer 5 metreye varan yüksekliktedir. Bir kısmı toprak altında kalmış olsa da görkemini halen korumaktadır. İmparator Hadriyanus döneminde tamamlandığında  30 000 kişinin su ihtiyacını karşılayan kapasiteye sahipti.











Kemerler, kente yaklaşık 5 km uzaklıktaki Köşk Höyük'te bu gün Roma Havuzu denilen antik  kaynaktan suyu Tyana'ya getirmekteydi.






Roma Havuzu, tam olimpik yüzme havuzundan daha büyüktür. Boyutları 65x22,5 metredir. (Tam olimpik havuz 50x25 m) Havuzu, altındaki su kaynağı doldurmakta ve kemerler suyu Tyana'ya iletmektedir.

Tyanalı Apollonuis:

Tyana'nın tarihi açıdan bir başka önemi de Tyanalı Apollonuis'tir. Bu ilginç kişilik, ünlü Samoslu (Sisam) filozof, matematikçi Pythagoras (Pisagor) okulundandır. Bir Pagan olan Apollonuis, İsa'dan on-onbeş yaş küçüktür. Hristiyanlıkta İsa'ya atfedilen mucizelerin, aslında imparatorların şahitliğinde onun tarafından gerçekleştirildiği iddia edilmektedir. Yani kör adamın gözünü açan, ölü bir kızı dirilten, vebayı engelleyen vb. Tyanalı Apollonuis'tir. Apollonuis gerçekten yaşamış, Roma İmparatorluk arşivlerinde belgelenmiş, bilinen bir kitabı olan biridir. Bu açıdan bazı kaynaklarda Nasıriyeli İsa'nın gerçek biri olmadığı söylenmekte onun Tyanalı Apollonuis'in özellikleri yakıştırılan bir hayali şahsiyet olduğu ileri sürülmektedir.


 Elbette bu konu oldukça derin ve tartışmalı bir konu. Buna bağlı bir iddia da. İstanbul Aya Sofya kilisesinde bulunan bir mozaikte, Meryem ve Vaftizci Yahya'nın arasında yer alan İsa resminin aslında Tyanalı Apollonuis olduğudur. Yukarıda bu mozaik görülüyor.

Bu konu ile ilgilenenler Aytunç Altındağ'ın YOKSUL TANRI TYANALI APOLLONUİS adlı kitabını okuyabilirler.

30 Aralık 2019 Pazartesi

İlk Üniversite Kenti HARRAN

Harran Surları önünde yerel kıyafetleriyle koyun güden bir çoban


Tarihin ilk üniversitesinin bulunduğu öne sürülen Harran, milattan 5000 yıl öncesinden beri varlığını sürdüren bir kenttir. Hakkında birçok efsane söylenegelir. İslam kaynakları kuruluşunu, bugünkü tek tanrılı dinlerin kaynaklandığı İbrahim Peygamber'in kardeşi Aran ya da Nuh peygamberin torunu Kaynan'a bağlar. Tevrat'ta adı geçen Haran Kentinin de burası olduğu söylenir.

Arkeolojik bulgularda Harran adına ilk kez Kültepe (Kaniş) çivi yazılarında rastlanır. Önemli ticaret yollarının kesiştiği konumdadır Bazı kaynaklarda adının anlamının "kesişen yollar" olması buna  uygundur. Sümer ve Akad dillerinde Harran, kervan - seyahat anlamına da gelir.

Halep Kapısı

Harran Ulu Camisi Kalıntıları
(Şu an restorasyonda.)
 Kenti çepeçevre saran sağlam surlar ve surların dışında suyla dolu bir hendek bulunuyordu. Surlar harap, hendek toprak dolmuş olsa da şu anda belirgin olarak fark edilmektedir. Bugün kentin ayakta kalmış tek kapısı Halep yoluna açılan Halep Kapısıdır. Harran'ın 6 ya da 8 tane kapısı olduğu söylenir.

Bugün yalnızca bir büyük kemer ve muhteşem kare kesitli ve 105 basamaklı bir ahşap merdivenle çıkılan minaresi ayakta kalmış Ulu Cami'nin Halife Ömer zamanından kaldığı düşünülmektedir. Burasının Hitit, Asur, Babil döneminde Sin (Ay Tanrısı-Baş tanrı) mabedi olduğu bazı belgelerde yazılmaktadır. Ulu caminin, yeri saptanamamış mabedin ve hatta yine adı bilinen ama yeri saptanmamış Üniversite (Harran okulu - medresesi) üzerine yapıldığı sanılıyor.

 Ulu caminin minaresi, bir zamanlar Harran Üniversitesi sanılan binanın gözlem kulesi olarak yorumlanmış. Kaynaklarda Harran'ın gezegenler ve onlarla ilişkilendirilmiş tanrılar hakkında bilgilerin ve inanışların yaygın olarak bulunması burada astronomi eğitiminin verildiğini ve bunun Asur, Babil dönemlerine kadar uzandığı düşünülüyor.

Harran, Halife Ömer zamanında MS 640 müslümanlar tarafından fethedilmiştir. Emevilerin son halifesi II. Mervan 744 - 750 burayı başkent yapmış ve kent ve çevresi en parlak dönemini bu yıllarda yaşamıştır.



 Harran'ın kendine özgü sivri kubbeli evleri çok ilgi çekmektedir. Kare planlı, bitişik odalardan oluşan evler, kerpiç ve tuğla ile örülmüştür. Bindirme tekniğiyle 30 - 40 sıra tuğladan yapılmış konik kubbeleri vardır. Bu yüksek kubbeli, kalın duvarlı evler ovanın aşırı sıcağına karşı yüksek izolasyon sağlar. Kışın sıcak, yazın serin  olur.
Kültür evi olarak restore edilmiş tipik bir Harran Evinin bahçesi...

Bir Harran evi kubbesinin içeriden görünüşü.
Şehrin güneydoğu surlarına bitişik büyük bir bina Harran Kalesi olarak bilinir. Kalenin yerinde eskiden bir Sabii mabedi olduğuna dair belgeler vardır. (Harran Sabiileri Halife Me'mun tarafından tehdit edildikten sonra kuranda adı geçiyor diye Sabii olduklarını söyleyen Harranlı pagan Asurlulardır.)


Kalenin aslında son Emevi Halifesi (Devlet Başkanı diye düşünmek yanlış olmaz.) II. Mervan'ın sarayı olduğu kesin gibidir. Sarayın yapımı için o zaman astronomik bir rakam olan 10 milyon dirhem harcanmıştır. Yapılan kazılarda çok güzel İslami eserlere rastlanmıştır. Kazılar devam etmektedir.

Harran, ilk çağlardan bu yana binlerce yıl kesintisiz yerleşilmiş, ticaret yollarının kesiştiği, bilim ve felsefe konularında önemli insanlar yetiştirmiş, çok değişik inanç ve dinleri barındırmış, başkentlik yapmış çok önemli bir tarihi kent. Yıkıntıları arasında halen gün yüzüne çıkmayı bekleyen birçok sırlar saklıyor.

Harran ziyaretçiler tarafından ilgiyle geziliyor. Son yıllarda gelişen turizme halk henüz ayak uyduramamış. Özellikle yerel rehberler eğitilmeli ve bir tarifeye bağlanmalı. İlkokul çağındaki çocukların o masum, sevimli ve güzel suratlarıyla, gezginlerin çevresini sarıp hep bir ağızdan"1 lira amca" diyerek taciz etmesi (tabii ki velileri aracılığıyla) engellenmeli.

23 Aralık 2019 Pazartesi

GÖBEKLİTEPE - Tarih Bilgimizi Sorgulatan Gizemli Alan




Mezopotamya insanlık tarihinde çok önemli bir yer tutar. İnsanlığın tarıma ve yerleşik yaşama başladığı, hayvanları evcilleştirdiği, dini inanç ve düşüncelerin toplumsal yaşamda yerini aldığı, en eski uygarlıkların kurulup yıkıldığı, yazının bulunduğu ve daha birçok ilklerin yaşandığı bölgedir burası.
Kuzey Mezopotamya'da yer alan büyük illerimizden biri olan Şanlıurfa'ya 15 km uzaklıkta, geniş Harran Ovasının sonunda, ona tepeden bakan ve ovanın her yerinden görülebilen tepelerden birinde tarihi bilgi ve tahminlerimizi alt üst eden bir yer keşfedildi.
Göbeklitepe olarak bilinen bu yer 66 yıl önce arkeolojik alan olarak tespit edilmiş. Buna karşın önemi uzun yıllar anlaşılamamıştır. Alman Arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt tarafından 1995 yılında başlatılan kazılar durumu değiştirdi. Kazıda bulunanların yaşının MÖ 10 000 yılına kadar yani 12 000 yıl önceye tarihlenmesi arkeoloji ve ilgili bilim çevrelerinde bir deprem etkisi yarattı.




(Bu vesileyle 2014 yılında genç yaşta hayata veda eden sayın Prof. Dr. Klaus Schmidt'i saygıyla anıyorum.)






Neolitik çağ hakkında bilgilerimize göre, insanlar buz çağlarının sonuncusunun bitmesiyle tarıma ve hayvancılığa başlamış. Evler, köyler kurarak yerleşik yaşama geçmişlerdi. Oysa Göbeklitepe'de bu yapıları 12000 yıl önceden başlayarak inşa edenler daha eski bir üretim tarzı içindeydi. Bu insanlar yerleşik değil göçebe avcı-toplayıcılardı. Bu dönemde böylesine büyük bir yapının inşa edilebilmesi düşünülemiyordu.


Yapımlarının böylesine eski olduğu anlaşılınca zihinlerde bir çok soru uçuşmaya başladı:

Neden yaptılar? Az sayıda bireyin yer aldığı o yıllarda ortalama 40 kişi olduğu düşünülen küçük topluluklar, gerekli insan gücünü nasıl sağladı? Çeşitli topluluklar arası işbirliği nasıl sağlanabildi? İş bölümü yapıldı mı? 40 - 60 tonluk taşları kesmeyi nasıl becerdiler? Bu kadar ağır taşları nasıl taşıdılar, nasıl diktiler? Bir kült merkezi olması kuvvetle muhtemel yapılarda nasıl ritüeller uygulandı? Yaklaşık MÖ 10. ve 8. yüzyıl arası (1400 yıl olduğu tahmin ediliyor) bilindiği kadar 20 adet bina yapıldıktan sonra neden toprakla örtülüp terk edildiler? Bütün bu ve tabii daha teknik bir çok soru henüz cevaplanmayı bekliyor. Soruların belki de tamamı bilimsel olarak çözülemeyecek ama şimdilik kaydı ile tarihin en eski dini merkezi ile karşı karşıyayız.

Göbeklitepe, ören yerine giden yol ve çevresi...
Göbeklitepe'de bu güne kadar 6 yapı ortaya çıkarılmıştır. Jeomanyetik çalışmalar toprak altında başka yapılar olduğunu, tapınakların sayısının 20 kadar olduğunu gösteriyor. Şu anda ilk bulunan yapılardan bazıları büyük bir şemsiye yapısıyla korunmaktadır. Ziyaretçiler yapıları çevresindeki gezinti yolundan izlemektedir.

Göbeklitepe, 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine alınmış, 2019 ise Göbeklitepe yılı olarak ilan edilmiştir.





Ören yerinde idari ve ziyaretçi merkezi bulunuyor. Burada Göbeklitepe hakkında bilgiler verilen tabelaların olduğu, projeksiyon gösterilerinin yapıldığı, bazı buluntuların benzerlerinin sergilendiği, hatıra eşyalarının satıldığı mekanlar var.
Merkezde tapınakların o çağdaki durumunu gösteren maketler ve o çağdaki yaşamı canlandıran video gösterileri zihin açıcı olmuş.

Video gösterisinden iki sahne.


Tapınakların o çağlardaki hallerini gösteren maket.

Aslı Müzede olan kabartma
motifli bir sütun
Dikilitaşların üzerindeki kabartma motifler

Göbeklitepe Tapınaklarının ana taşıyıcıları T şeklinde yontulmuş kireçtaşından yontulmuş büyük dikilitaşlardır. Taban temizlenip düzeltilmiş ve dikili taşların oturacağı oyuklar kazılmıştır. Daire şeklinde aralıklı dizilmiş küçük dikilitaşların arasına duvar örülmüştür. Dairenin ortasına daha büyük iki dikili taş yerleştirilmiştir.
Dikilitaşların ağırlığı 40 ile 60 ton arasında değişiyor. Her birinin üzerinde 20 değişik türde hayvana ait kabartmalar, değişik motifler ve işaretler yapılmış. T şeklindeki dikili taşların insanı sembolize ettiği düşünülüyor.



Ören yeri girişinde düzeltilmiş ve ortasında iki büyük çukur bulunan bir alan göze çarpar. Aşağıdaki fotoğrafta görülen bu alanın T şeklindeki dikili taşları ve duvarları yok olmuş bir başka yapının temeli olduğu anlaşılmıştır.



Harran Ovasının en görünür yerinde yer alan bu yapıların bulunduğu yerde çağımıza ait bir dilek ağacı ve ziyaret yeri bulunmakta. 


Yukarıda fotoğrafı görülen karadut ağacı yılardır altındaki dünyanın şimdilik bilinen en eski kutsal yapısını işaret ediyordu. İnsanlar binlerce yıl önce yapılmış kutsal alanlar üzerinde dertlerine deva aramayı sürdürüyor olabilir mi? Cumhuriyet yazarı, tarihi eserler konusunda uzman gazeteci Özgen Acar'ın Göbeklitepe'nin keşfini anlattığı öykü tadındaki yazısını aşağıdaki linkten okumanızı tavsiye ederim.


Evrim Ağacı'nın bu konudaki videosunu izlemenizi de öneririm.


8 Kasım 2018 Perşembe

SARIKAYA ROMA HAMAMI - YOZGAT

Yozgat İli Sarıkaya İlçesinin merkezinde yer alan Roma (Kral Kızı) Hamamı, bir sıcak su kaynağının üzerine inşa edilmiştir. Hamamın MS 2. Yüzyılın ortalarına doğru yapıldığı sanılıyor. Bilinen en eski adı, Aquae Sarvenae olan bu yerleşim yeri, daha sonra Bizans Döneminde hamamın hemen yanına yapılan kilise nedeniyle Therma Basilica olarak anılmıştır.


Modern çağda ilk kez bir Fransız gezgini 1893-94 yılında burayı görmüş ve çizimlerini de yaparak kayda geçirmiştir. 1935 yılına kadar bu kaplıca bölgesi Boğazlayan İlçesinin Hamam Köyü ya da  Terziler Hamamı olarak bilinir. 1935 de Sarıkaya adı verilmiş (Sarvanea'dan esinlenmiş bir ad olabilir mi?) bucak olmuştur. 1957 yılında ise ilçe yapılmıştır.


2010 yılında Roma Hamamının değeri anlaşılıp temizlik ve kurtarma çalışmalarına başlanmıştır. Çevresi konut işyeri ve benzeri yapılarla dolu olan hamamın, ayakta kalmış tek duvarının üzerindeki yapılar kamulaştırılmış ve boşaltılarak yıkılmıştır. Yozgat Müzesi gözetiminde halen sürdürülen çalışmalar sonucu iki katlı batı cephesi, cephenin önündeki büyük havuz, büyük havuza bağlı iç havuz ve ona dik uzanan asıl termal kaynağın üzerine yapılmış, iç havuza dik pozisyonda oval üçüncü havuz ortaya çıkarılmıştır.

Batı cephesi ve büyük dış havuz
 İki yanında yarım daire şeklinde apsisler bulunan onar gözlü iki katlı batı cephesi, yaklaşık 30 metre genişliğindedir. Alt katta en ortada yer alan gözler kemer şeklinde yapılmış, diğerleri iki yana doğru bir düz, bir kemer şeklinde sıralanmıştır. Üst katta ise sıralama tam tersidir. Her gözün ortasında iki kat yüksekliğindeki sütunlar günümüzde yok olmuştur. En üstte yer alan frizde boğa başı ve yılan şeklinde figürler yer alır.

Batı cephesinin arkasındaki kapalı iç havuz


En İçte yer alan oval havuz.



En içteki oval havuz, yaklaşık 50 derece sıcaklıkta sıcak su
kaynayan termal kaynağın üzerine inşa edilmiştir.




Batı cephesinin iki yanına yapılmış  apsislerin iç kısmındaki küçük havuzların zengin kişilere özel havuzlar olarak kiralandığı düşünülüyor.

İki katlı duvar üzerindeki friz...



Frizden düşmüş bir eleman. (Üzerindeki boğa başı figürüne dikkat.)

İki katlı 20 gözlü cephenin en üstündeki frizlerden bir kısmı düşmüş olsa da kalanlar duvarın görkemini gözler önüne seriyor. Üzerindeki yılan figürlerinin sağlık tanrısı Asklepios'un simgesi oluşu, kaplıcanın şifalı olduğunun bilindiğini gösteriyor.

Sarıkaya Roma Hamamının yapımına dair birden çok söylence var. Söylencelerde sık rastlanılan kral, kralın çok güzel ama hasta kızı, imparatorların başlarına gelenler vb şeyler burada da yinelenmiş. Merak edenler için link vereyim: