4 Haziran 2011 Cumartesi

Prien, Şehir Planlamasının İlk Örneği...

Priene Aydın Söke'de Güllübahçe Beldesinde yer alan bir İyon (Antik Yunan) şehridir. Şehir Büyük Menderes (Meandros) nehrinin 10 km kuzeyindedir. Kent kurulduğu sırada  Latmos Körfezi kıyısında bir liman kentiydi. Menderesin getirdiği alüvyonlarla günümüzde Latmos körfezi dolmuş ve güneyinde yer alan Miletos gibi Prien de denize kilometrelerce uzakta kalmıştır. Şehir, MÖ 4. yüzyıl da yeni bir planla yeniden kuruldu. Bu plan günümüzün modern şehir planı Grid'in (ızgara) öncüsünü oluşturur. Halikarnasos'taki ünlü Mousoleum'un mimarlarından biri olan ve kentteki Athena tapınağını yapan mimar Pytheos bu şehir planının ilk uygulayıcısı olarak bilinir.
Kent, yolların birbirini dik açı ile kestiği  dikdörtken adalardan oluşur. 7 m genişliğinde doğu-batı doğrultusunda 6 ana yolu ve buları dik kesen genişliği 3.5 m olan 15 tali yolu vardır. Şehirdeki tüm kavşaklar arasındaki mesafe aynıdır. Dolayısıyla şehir 80 eşit alanlı bloğa ayrılmıştır. Özel evler, her bloğa sekiz ev seklinde düzenlenmiştir. Şehirde temiz su ve kanalizasyon yapıları açıkça görülebilir.
Fotoğrafta ortada ayakta kalan sütunlarıyla o eski görkemini bizlere anımsatan Athena Polias tapınağı ve arkasında 230 metre yukarıdaki Akropolis görülmektedir. Soldaki fotoğrafta bir binanın oluklu köşe detayı, sağda ise ana caddedeki kanalizazyon görülmektedir...

Güllübahçe Aziz Nikolaos Kilisesi



Güllübahçe Aydın İli Söke İlçesi'ne bağlı bir belde. Antik İon kenti Prien'in yanında kurulmuş. Yerleşim yerlerinin adlarının türkçeleştirilip tarihten koparılmaları modası sırasında Gelebeç olan adı Güllübahçe oluvermiş. Köyün ovaya hakim yüksek bir bölgesinde eski bir kilisenin üzerine 1821 yılında yapılmış. Hristiyan halk mübadeleyle gönderilince Demre'li Noel Baba'ya adanmış bu güzel yapı sahipsiz kalmış. Oldukça bakımsız ama çan kulesi, henüz üzerleri karalanmamış süslemeleri geniş iç mekanı ile zamanında ne kadar görkemli olduğunu görmek mümkün...
Üstteki fotoğrafta çan kulesi, ortada kilisenin içi görülüyor. En altta yer alan fotoğraf osteoflakın (kemiklik) alt katından bir görünüm. (Mezarlıklarda yeni gelenlere yer açmak için boşaltılan mezarlardan çıkan kemiklerin konulduğu yer.)

12 Kasım 2010 Cuma

Hüdavent Hatun Türbesi

Hüdavent Hatun Selçuklu Sultanı IV. Rüknettein Kılıçaslan'ın kızı...  1332 yılındaki ölümünden 20 yıl önce dönemin en güzel  taş işçiliği örneklerini taşıyan bu sanat eserini yaptırmıştır. Türbeye daha sonra Emir Sücaeddin Kızı Paşa Hatun (ölm.1340), Niğde Sancak Bey’in kızı Belkıs Hatun (ölm.1563) da defnedilmiştir. Bu üç soylu kadının yattığı sekizgen türbenin kapısı ve üç penceresinin nefis işciliği görülmeye değer. Altta mermwer söveli pencerelerden detaylar görüyorsunuz.
Özellikle solda daha da büyütülmüş insan başlı kuş motifi son derece ilginç.


Niğde Müzesi




Niğde'de müzeyi bulmakta biraz zorlandık. İyi ki de böyle oldu çünkü onu ararken kaleyi, saat kulesini, Efsanevi Alaattin Camisini (malesef içine giremedim) ve güzeller güzeli Hüdavent Hatun Türbesini keşfettim.



Müze beklendiği gibi zengin anadolu uygarlıklarının 10-12 bin yıllık izlerini sergiliyor.


Yukarıdaki Fotoğraf kolajında en solda türkmen tepeliği, hemen yanında Hititlerin fırtına tanrısı güçlü Teşup'un yer aldığı bir stel, hemen sağında anadolunun güzel aşk tanrıçası Afrodit'in oğlu haşarı Eros, Eros'un ayaklarının altında bakışlarıyla karşısındakileri taşa çeviren yılan saçlı korkunç Medusa, onun solunda üzerinde hiyogralif ile Hititce "... sa wa pa/i-mu-ta wa..." yani Tanrı benimle oldu yazılı bir yazıt, yanında da bir roma steli görüyorsunuz. Altta yatan ise küçük bir bebek mumyası ve çok da eski değil. Bizans döneminden kalma...
Niğde Merkez Akhisar Köyündeki Çanlı Kilisede bulunmuş dört çocuk mumyasından biridir. Geç Bizans dönemine MS 11 -12. yüzyıla tarihleniyor. Aksaray Müzesinde de yer alan mumyalarla çağdaş.
Müzede fotoğrafta yer almayan bir kadın mumyası da sergileniyor...

İlkokul öğrencileri müzeyi gezmeye gelmişler. Kısa bir sohbetten
 sonra beni kırmadılar Hitit Fırtına Tanrısı Teşup stelinin 
önünde sevimli ve güzel bir poz verdiler.



Bölgedeki obsidiyen kaynakları MÖ 9000 ile 5000 yılları arasında işletilmiştir. Güllüdağ çevresinde yalnız obsidiyen kaynakları değil, onu işleyen işlik ve atölyelerin izlerine rastlanmıştır. İlk çağlarda obsidiyen çok önemli bir maddeydi. Volkanik cam olarak bilinen obsidiyen keskin hatları nedeniyle bıçak, orak, keski gibi aletler dışında ok ve mızrak uçları yapımında da kullanılıyordu.



Sergilenen kemikten yapılma eserler...
 
Hititlerin baş tanrısı, Fırtına Tanrısı Teşup,
bir elinde baltası, diğerinde  yıldırımları ile taşa nakşedilmiş.

Ahşap oyma bir dolap kapağı...




Müzede sergilenen değişik eserler. Farklı yıllarda kullanılan 
8 farklı tabanca, altın gerdanlık, gülsuyu şişeleri ve
koca bir yüzük ...
Sağdaki fotoğrafta ayaklı şamdanlar...



Afyon'un Karahisar'ı ve Ulucami


Afyon'u Afyonkarahisar yapan Karahisar kalesi...
Kale, şehrin güneyinde, çok yüksek ve yalçın bir dağın tepesindedir. Volkanik sarp kayalar üzerine M.Ö. 2000 yıllarında kurulduğu sanılıyor.
İlk yerleşim Hitit kralı II. Murşil'in Arzava seferinde kullanıldığından bahsedilen ve Hapanova (Yüksek Tepe) olarak adlandırılan Kale'de rastlamaktayız. Hitit sur parçaları günümüze kadar ulaşmıştır.Hititlerden sonra Frigler ve diğer anadolu medeniyetleri tarafından da kullanılmştır.

http://www.afyon-bld.gov.tr

Ulu Cami, Selçuklu döneminde 1272 tarihinde Sahip Ata oğullarından Nusretüddin Ahmet tarafından yaptırılmıştır.  Taş duvarlı cami kızılçamdan 40 direk üzerinde duran ahşap bir tavana sahiptir. Bu blogta Selçuklu döneminden Beyşehir Eşrefoğlu ve Birgi Aydınlıoğlu Mehmet Bey camilerinde olduğu gibi zamanın harika ahşap işçiliği örnekleri ile doludur. Tavanda ilk yapılıştan kalmış sütun başlığı ve bazı süslemeler dışında orjinal mihrap kapısı ve yine orjinal minber çok güzeldir...
http://afyon-abdulhalim.blogspot.com

5 Ekim 2010 Salı

Güzelyurt (GELVERİ) Kilise Camii


Aşağı Mahallede bulunan cami 1924 yılında mübadeleden sonra çan kulesi minareye çevrilerek cami yapılmıştır. Asıl yapı Aziz Gegorius kilisesi olarak Bizans İmparatoru Theodoslus tarafından MS 385 yılında yaptırılmıştır. Bahçesinde merdivenle inilen derin bir ayazma bulunmaktadır.

Kilisenin yapıldığı 385 yılından sonra önemli değişikler geçirdiği anlaşılmaktadır. En önemli değişik ise 1835 yılındaki restorasyon sırasında olmuştur. Aya Grerorios kilisenin tamiri için İstanbul ‘ da yaşayan Rumlar tarafından saraya yapılan baskılar sonucu 1834 yılında bir ferman çıkarılarak, özel izin alınmıştır. 1835 yılında kilisenin plan şemasında büyük değişiklikler yapılmış ve kapalı Yunan Hacı tipinden.3 nefli, kubbeli bazllika tipine geçilmiştir.
http://www.aksaray.bel.tr/guzelyurt.aspx 

4 Ekim 2010 Pazartesi

Kula Zafer Okulu

Okul Rumlardan kalma iki katlı bir mimari sanat eseri. Şu sıralar harabe görünümünde... Ancak Kula Belediyesi Web sitesinde bildirildiğine göre röleve planı yapılmış ve restorasyon çalışması başlamış... Restorasyon tamamlandığında Anadolu Güzel Sanatlar lisesi olacakmış...
Okulun benim için özel bir önemi daha var:
Dedem Hasan Tahsin 1919-20 yıllarında bu okulda öğretmenlik yapmış. Annem Belkıs, bu sırada Kula'da doğmuş. Yunan işkali sırasında (28 Haziran 1920) dedem, ailesini toplayıp Konya Beyşehir yolundaki Kızılören Köyü'ne kaçmış. Muallimliğe orada devam etmiş.İkinci kızı Adile Teyzem de orada doğmuş. Kurtuluştan sonra hemen Tire'ye dönmüş.

26 Eylül 2010 Pazar

Akşehir Nasrettin Hoca Anıtı ve Türbesi

Nasrettin Hoca Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde 1208 yılında doğdu, Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun’dur. Önce Sivrihisar’da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu’ya dönerek köy imamı oldu. 1237′de Akşehir’e yerleşti. 1284 yılında öldü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. 
Nasreddin Hoca bir halk bilgesi olup, Türk folklorunun en önemli fıkra kahramanıdır. İlk Nasrettin Hoca hikâyesi 1480 tarihli Saltukname adlı eserde yazıya geçirilmiştir. Bazı fıkralarında söz edilmesine karşın Selçuklu devrinde yaşamış olan Hoca Timur Han ile karşılaşmış olamaz. 
Fotoğraflarda Akşehir'deki heykeli, heykel kaidesinde yer alan "Ye kürküm" fıkrasından esinlenmiş bir rölief, mezarı ve türbesi  görülmektedir.


25 Eylül 2010 Cumartesi

YALVAÇ - ANTİOCHEİA ANTİK KENTİ (PİSİDİA ANTAKYASI)





Pisidia bölgesi, Büyük İskender'in generallerinden Seleukid Hanedanı kurucusu I. Seleukos Nikator'un eline geçince bölgedeki yerli halk üzerinde egemenliği sağlamlaştırma düşüncesiyle, stratejik öneme sahip yerlerde 60 kadar şehir kurdurmuştur. Bu şehirlerden 16 tanesi, Seleukos'un babası Antiokhos'un adıyla anılmaktadır ki, Pisidia'daki Antiocheia da bunlardan birisidir .

Üstteki panoramik fotoğraf kentteki görkemli Augustus tapınağıdır. Alttaki fotoğraflardan soldan ikincisinde 16 km öteden kente su taşıyan ünlü su kemerinin ayakta kalan kısmı görülmektedir.

24 Eylül 2010 Cuma

Uşak Müzesi

Uşak Müzesi, Karun Hazinelerinin sergilendiği müze.  M.Ö.560 ile 546 yılları arasında Lidya kralı olan Kroisos (Karun) dönemine ait bu altın ve gümüş eserler Uşak-Güre Köyü yakınlarındaki tümülüslerden kaçak hazineciler tarafından 1960'lı yıllarda çıkarılarak kaçırılmıştı. ABD Metropolitan müzesinde ortaya çıkan paha biçilmez hazine 1993 yılında ülkeye getirilerek Uşak müzesinde sergilenmeye başlandı.
Yanda fotoğrafı görülen hazinenin en güzel parçalarından kanatlı at broşu müzede sergilenmekteyken yerine sahtesi konularak yeniden çalındı. Sahtesi sergilenmeye devam ediliyor... Bu küçük som altın broş gerçek bir sanat eseri sahte bile olsa çok güzel...
Lidya krallığının son yöneticisi olan Kroisos, ki araplar onu KARUN olarak bilirler, çağımızda bile zenginliğin örneği olarak söylenir. Lidya devleti, başkent Sardes'in Büyük Keyhüsrev ya da Kiros adıyla bilinen Pers kralının ordularınca fethedilmesi sonucu yıkılmış ve Kroisos esir edilmiştir.